Allah Rızası İçin...

Cumartesi, Ağustos 15, 2009 H.Aziz Kayıhan 0 Yorum

Bundan yaklaşık bir sene kadar önce dolandırıcılık davaları ile ilgili yasa da bir düzenleme yaptılar ve dolandırıcılık davalarında "kandırılabilirlik oranı"nı suçlunun lehine veya alehine kullanmaya başladılar.

Peki nedir bu kandırılabilirlik oranı?

Ben bir dolandırıcıyım ve insanları dolandırmak için mükemmel bir tezgah hazırlıyorum, öyle bir tezgah ki bu herkesin inanabileceği birşey. İşte bu durumda benim yaptığım dolandırıcılık "kandırılabilirlik oranı" yüksek bir vaka olduğu için daha ağır bir ceza hükmü ile yargılanıyorum.

Lakin diğer taraftan, hiç uğraş vermeden bir kaç kişiyi "ben Allahım" diye dolandırdım. Bu durumda kandırılabilirlik oranı çok düşük olduğu için bu sefer oran hafifletici unsur olarak lehime dönüyor.

Lakin ben de şunu iddia ediyorum zaman zaman: Yukarıdaki dolandırıcılık vakası bundan birkaç sene önce vuku bulmuş gerçek bir vaka. İki kafadar sıradan esnafın birine kendilerini Tanrı ve Peygamber olarak tanıtıp, adamı soyup soğana çeviriyorlar. Bununla kalmadı efenim ve Kayserili iki kafadar ise kendilerini Hızır ve İlyas olarak tanıtıp cennetten yer garantilediklerini söylerek 5 kişiyi dolandırdılar.

Şimdi gel gelelim işin bu boyutuna, insan da birazcık akıl, mantık, irade bulunur demek istiyorum. Ben yasa da öyle bir düzenleme yapılsın istiyorum ki kandırılabilirlik oranı yukarıdaki gibi %0 olan vakalarda dolandırıcılar serbest bırakılsın. Aksine dolandırılanlar ıslâh evi tarzında bir yere gönderilsinler ki akılları başlarına gelsin.

Tüm bunların temelinde milletimizdeki "Allah rızası" çakılı kazığı yatıyor. Evet, çakılı bir kazık. Birisi "Allah rızası için..." demeye görsün bütün yağlarımız eriyip gidiyor. Bunu da en başta dilencilere karşı gösteriyoruz.

"Yav biliyoruz biz de, istese çalışır da, allah rızası deyince iş değişiyor, o zaman vermesen olmaz"... Yahu bu ne kadar saçma bir açıklama, saçma bir düşüncedir. Evet, gerçekten ihtiyaçtan dolayı insan birşeylere ihtiyaç duyup birşeyler isteyebilir. Lakin bunun şekli, şemali, yolu yordamı vardır. Dilencilik değildir yani iş. Kaldı ki, dilencilere kıyasla hırsızların kazandıkları paranın daha helal olduğunu düşünüyorum, neticede alınteri var işin içinde...

Peki neyin nesi bu "Allah rızası"? Yarın bir gün adamın biri sokakta karşınıza çıksa ve dese ki, "abi elim çok kaşınıyor, acayip asabım bozuk, bir tane okkalı bir tokat atsam sana olur mu?" dese ters ters bakarız. Lakin adam sonuna bir Allah rızası ekledimiydi, orada akan sular durur... "At kardeşim, at. Bir tokat mı yıkacak bizi. Allah rızası için değil mi nihayetinde..."

Peki sizi öldürecek insana ne demeli:
-Allah rızası için bir öldürüp gidicem abi...
-Hay hay kardeşim, lafımı olur. Allah'ın rızasını yerine getirmeyeceğiz de... Vur vur, Eşhdü....

Rıza, sözlük anlamı ile istek demektir. Allah rızası ise "Allah'ın isteği üzerine" demektir. Ve unuturuz ki, haram olan alınteri olmadan kazanılan paradır ve biz dini ve hayatı anlamak adına yaptığımız saçma betimlemelerle bunu sadece hırsıza yorarız...

Komşudan ödünç alıp öğrendiğimiz din ile, varlığını, konu komşunun, sokaktaki adamın anlatması ile anladığımız bir tanrı ile bizi Allah rızası için gün gelir boğazlarlar...

Diyeceğim o ki, bari bırakın hakkıyla para kazanan şu insanlar rahat etsinler...

0 yorum: