07 Şubat 2012

Külliyen Yalan - IV

Salı, Şubat 07, 2012
Matta, Markos, Luka, Yuhanna

Bu yazıyı sadece küçük bir yanlışı düzeltmek için yazmaya başlamışken, şimdi yanlışları nereden toparlasam bilemiyorum. Bu yüzden, çıkış noktamdan başlama kararı aldım: Bu 4 İncil nasıl seçildi?

Bazılarımıza öğretilen komik bir hikaye vardır (en azından biz böyle öğrendik öğretmenimizden): Zamanla kardinaller, yazılmış binlerce İncil'in içinden çıkamaz ve derler ki, en doğru İncilleri seçmeliyiz. Ancak, ortada binlerce farklı versiyon olması işi zorlaştırıp, süreci uzatacağından, kardinaller kolay bir yönteme başvururlar; koyarlar binlerce İncil'i masanın üstüne ve sallarlar masayı. Masanın üstünde kalan, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'nın yazdığı İncilleri de en doğru olanları olarak kabul ederler. 

Ancak ne var ki bu, komik bir hurafeden ileri gidememektedir. MS 4. yy'da dönemin Roma İmparatoru Constantine, İsa'nın yaşamına dair tüm İnciller'in toplanması için bir komisyon oluşturur. Bu komisyon, 27 tane İncil'i seçti. Günümüzde bildiğimiz Yeni Ahit tam olarak bu 27 İncil ve bazı kayıp İncillerden oluşmaktadır. Bunların arasında Matta, Markos, Luka, Yuhanna İncilleri ve Paul'un 13 mektubu en kabül görenleri olmuştur. Constatine'in kurduğu komisyon, bu seçimlerden yaklaşık 30 yıl kadar sonra ise, İsa'nın tanrının oğlu olduğuna, dolayısı ile tanrı ile eşdeğerliğine, ilahlığına karar verir.

Gelelim, ikinci noktaya: İslami inanışa göre, İncil, tanrı tarafından gönderilmiş ve sonradan Hristiyanlar tarafından değiştirilmiştir. İncil'in tanrı tarafından yazıldığı ve İsa'ya öğretildiği inanışı yaygın olarak görülür (ama tek geçer inanış değildir İslamiyette). Aksine Hristiyan inanışta İncil tanrı tarafından yazılmış bir kaynak değildir. İncil, en başta İsa, ama genel olarak İsa'yı takip eden bazı kişilerin kaleme aldığı (Havariler) İsa ve onun yaşamı üzerine olan yazıtlardır. Seçilen 27 İncil'in ise neredeyse tamamı İsa'nın ölümünden sonraki ilk 70 yılda kaleme alınmıştır. Paul ilk mektubunu, İsa'nın ölümünden 20 yıl sonra kaleme almışken, John (Yuhanna) Yeni Ahit'in 4 ana İncil'inin sonuncusunu İsa'nın ölümünden yaklaşık 60 ila 70 yıl sonra kaleme almıştır.

Şimdi gelelim son yanlış noktaya: Bu birazcık da belki İngilizce düzeltmesi olacak. "Bible", "İncil" değildir. "İncil" kelimesinin İngilizcesi "Gospel"dir. Daha doğru söylemek gerekirse "İncil", "Gospel"in (yada Yunanca orijinaldeki "euangelion"ın) Arapçasıdır. "İncil" kelimesi Kur'an'da 12 defa geçer ve kastedilen "Gospel"dir. "Gospel" ise eski İnigilizce'deki "gōd-spell" kelimesinden gelir ki bu "iyi mesaj", "iyi haber" anlamına gelmektedir. "Bible" için ise "Ahit" kelimesi Türkçe olarak daha doğrudur. Çünkü Bible (Ahit) Yahudiliğe ve Hristiyanlığa ait kutsal metinlerin tümüne verilen addır (Eski Ahit: Yahudi metinleri, Yeni Ahit: Hristiyan metinleri).

Toparlamak gerekirse, bazen öyle hurafeler duyarız ki ("Güneş'e 1 milim yaklaşsak yanarız, ondan 1 milim uzaklaşsak donarız" gibi) sadece kendi dini inançlarını veya inanılan belli bir düzeni savunmak, büyüklüğünü ve yüceliğini göstermek için ortaya atılmıştır ki, hiç bir dayanakları bulunmamaktadır. Buna benzer bir hurafe'de Barnaba İncili için vardır: Barnaba İncili'nde Muhammed'in adı geçtiği için bir çok okumayan müslüman, onun doğru'ya en yakın incil olduğunu söyler ancak Barnaba İncil'i Mesih'in Muhammed olduğundan bahsederken, Kur'an Mesih'in İsa olduğunu yazar!

Her şeyden en önemlisi, duyduğumuz şeyler hakkında, duyduklarımıza körü körüne inanmamak, biraz okumaktır, bunu zaman zaman öğretmenlerimizden ve hatta konunun uzmanlarından duysak dahi... Yani başka bir dine fırça atabilecek kadar çok Müslüman isek, önce Kur'an'ın ilk ayetine dönüp bakmamızda fayda vardır: "Oku!"

05 Şubat 2012

Külliyen Yalan - III

Pazar, Şubat 05, 2012
İsim Belirtili Tamlaması

Belki birkaçınız, başlıktan konunun ne üzerine olduğunu tahmin ediyordur. İşin açığı bu konu, eğitim hayatımız boyunca bize doğru bir şekilde öğretilmesine rağmen, medya tarafından hayatımıza yanlı sokulan bir durum. 

Politika ve politikacılardan bahsedilirken duyarsınız sık sık "Denizli Eski Valisi" şeklinde bir kalıp. Bu deyişin çıktığı zamanları da hatırlıyorum  aslında. Bir zamanlar tek kanal TRT olduğu için dile özen gösterilirdi. Ancak özel televizyon kanalları ile birlikte bu özen de tabi ki azaldı ve bazı dilbilgisinden yoksun insanlar, "Eski Denizli Valisi diye şey mi olurmuş, eski Denizli'nin valisi der gibi. Denizli Eski Valisi olmalı" diyerek bu yanlış kullanımı dilimize sokmuşlardır, doğru olan "Eski Denizli Valisi" olmasına rağmen. 

İşin garibi, halkımızda ısrarla "Denizli Eski Valisi" kullanımının doğru olduğunu savunanlar vardır ama onların unuttuğu nokta şudur: Türkçe'de tamlamalarda tamlayan ile tamlanan arasına sıfat girmez. Bu dilbilgisi kurallarına aykırıdır. Söz konusu durumda "eski" sıfatı "Denizli"yi değil, "Denizli Valisi" tamlamasını nitelemektedir.

Durumun yanlış olduğunu aslında birkaç örnekle gösterebiliriz: 
"Denizli Valisi"bir belirtili isim tamlamasıdır ve sıfat önüne gelir. Aynı "İsim Tamlaması"nda olduğu gibi. Önüne bir sıfat gelmesi üzerine "Belirtili İsim Tamlaması" olur. Bu durumda, şu yargıya varabiliriz: Belirtili olan isim değildir, tamlamadır. "Belirtili İsim Tamlaması" dediğimizde bu durumda yanlış olduğunu söyleyip, "İsim Belirtili Tamlaması" olması gerektiğini düşünebiliriz.

Yukarıdaki örnek bize ne kadar yanlış geliyor ise, "Denizli Eski Valisi" aynı derecede yanlıştır. O yüzden, medyanın yanlış Türkçe'sini dikkate almadan doğru olanı çevrenizdekilere aktarın. Aksi halde ilerleyen yıllarda, "Patlıcan Yoğurtlu Kızartması" yiyor, "Telefon Eski Kulübesi"nden bir arama yapıyor olabiliriz.

04 Şubat 2012

Sir Winston Tea House

Cumartesi, Şubat 04, 2012
Bunu bir reklam olarak da algılayabilirsiniz ancak, o şekilde düşündüğünüzde benimkisi Sir Winston'a bir bağış olsa gerek herhalde...

Seviyorum bu yeri. Merkezi İzmir'de olan ve çoğunlukla Ege Bölgesi'nde şubesi bulunan bir cafe zinciri. Yemekleri, atmosferi, içecekleri ve müzikleri dışında bugün bir nokta ile daha anlam kazandı hayatımda...

SWT adlı müşterileri için çıkardığı gazete ile de bir çok nokada konuklarına sanattan ve mutfaktan haberler verdiği gibi onları bilgilendiriyor da... Fakat tüm bunları yaparken, gereksiz hurafelere karşı da uyarmayı ihmal etmiyor...

SWT'nin 7. sayısında yayınlanan 2012 yılı ve Marduk söylentilerine dair yazıyı olduğu gibi alıntılıyorum:

"Evet, dünyanın başına bir felaket gelmesi muhtemel. Birçok veri, gezegende meydana gelen değişikliklerin yakında geri dönülemez noktalara varacağını gösteriyor. İşin kötü tarafı, bu felaket bir göktaşı veya efsanevî bir gezegen yüzünden değil, insanlar yaşam tarzlarından ödün vermekten korktukları için kendi yarattıkları kirliliği ve bunun sonuçlarını görmezden geldikleri için olacak. İnsanın hayalî bir gezegenden, önünde sebep ve sonuçları açık duran bir şeyden daha çok korkuyor olmalarıysa psikologlara havale edilecek ve ileride daha akıllı olacaklarını umduğumuz kuşakların alay ederek bakacakları bir muamma.

Dosyanın başında söylemiştik, 21 Aralık 2012'ye geri sayımlar başladı. Bir kere şunu söyleyelim, bu efsane ilk çıktığında X gezegeninin dünyaya çarpma yada yanından geçme tarihi 27 Mayıs 2003'tü, rötar yaptı. Bunu iddia eden Nancy Lieder, o tarihten bir hafta önce insanlara besledikleri hayvanları öldürmelerini önermiş, kendisinin de öyle yaptığını söylemişti. Tarih geçip de, çarpışma falan olmayınca, hükümetlerin önlem olarak insanları şehirlere kapatıp daha çok insanın ölmesine sebep olmamaları için yanlış tarih verdiğini söyledi. Bugün hâlâ  Lieder'ın gezegeninin Aralık 2012'de gelmesini bekleyen insan çok. Böyle bir gezegen olsa ve bu kadar yaklaşsa çoktan çıplak gözlerle görebileceğimizi söyleyen gökbilimcilere bakarsak bizim endişelenilecek bir şeyimiz yok, ama dünyanın bir taraflarında bir evcil hayvan katliamı yapılacağı kehanetinde  bulunabiliriz.

İnsan evladının kıyamet teorilerine merakı o tarihten sonra da bitmeyecek. Çevremizi, gıdamızı kirleteduralım, iklim değişikliği yüzünden milyonlarca insan açlıkla ve tuhaf hava koşullarıyla boğuşsun, dünyayı birkaç kere yok etmeye yetecek nükleer bombalar oraya buraya serpiştirilsin, çoğunluğun ilgilendiği konu bir sonraki gizemli felaket olacak. X gezegeni değilse evreni yutacak bir vakum, karadelik değilse kozmik radyasyonlar, dev volkanlar değilse göktaşları...

Bilen bilir, Marduk çarpışmasının en büyük dayanak noktası 21 Aralık 2012'nin Maya takviminde 5125 yıllık bir döngünün sona erdiği tarih olması. Yakın zamanda bu takvimleri inceleyen bir Avustralyalı profesörün bu tarihin bir sona değil, yeni bir çağın başlangıcına işaret ettiğini söylemesi bir yana, herhangi bir uygarlığın nasıl bu kadar ileri görüşlü olabileceği de başka akıl almaz mesele. Ya da Jay Leno'nun 2012 filminin başrol oyuncusu John Cusack'i konuk ettiği programında sorduğu şu soruyu da tekrar edebiliriz: 'Mayalar ileriyi bu kadar iyi görüyorlardıysa, İspanyolların geleceğini neden görmemişler?'"

Birgün olur da yolunuz düşerse Sir Winston Tea House'a, gidip en azından bir çay içmeyi, güzel yemeklerinden tatmayı ve atmosferinin tadını çıkarmayı ihmal etmeyin...

Instagram

En Son Yazılar

recentposts

Ne İzliyorum?

StZiza