20 Ocak 2010

Hergün Bi Hikaye

Çarşamba, Ocak 20, 2010
Bir gün daha battı işte... Hikayeler başlasın kulağımıza çalınmaya. Çalınsın ki kulağımıza, bize yarını getirsin; güzel ve dürüst bir yarın... Huzurla...

Bi hikaye düştü yine bu sayfalara, bugünün hikayesi ile başlayan...

Amaç her gün bir hikaye değil, her günün bi hikaye olduğu gerçeği...

Başladık hikayeleri çalmaya, umarım böyle de gider...


Saygılarımla...

18 Ocak 2010

AYÖP - AYıplanası Öğretmenler Platformu

Pazartesi, Ocak 18, 2010
Ayöp (Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu) adında bir oluşum varmış. Türkiye'deki koşullar düşünüldüğünde böyle bir yapılanma olması ve öğretmenlerin haklarını arıyor olması güzel...

Ne var ki bu öğretmenlerin atanmayı hak etmediklerini alenen belirtmeleri de bir o kadar garip. Aşağıda alıntılar yaptığım yazıyı yazan kişi de atanmayı isteyen bir öğretmen:

"Ayöp(KAYSERİ) olarak16.01.2010 tarihinde Almerin önünde..."
  1. Parantezden önce boşluk bırakılır.
  2. Tarihlerden önce de boşluk bırakılır.
  3. Almer özel isim olduğu üzre "Almer'in" şeklinde yazılması gerekir.
"Şubat Atamaları Geri Getirilsin,KPSS Kaldırılsın,Ücretli Köle Olmayacağız..."
  1. Noktalama işaretlerinden sonra boşluk bırakılır.
"Pankartlarımız ve el ilanlarımızla aynı zamanda insanları bu konuda duyarlı olmaya çağırdık"
  1. Anlatım bozukluğu: Yukarıdaki anlama göre pankartlar ve el ilanları ile birlikte insanları da duyarlı olmaya çağırmışlar, ancak pankartları ve el ilanlarını öncelikli tutmuşlar. "Aynı zamanda" kaldırıldığında cümle asıl anlamına kavuşuyor.
"...ederken kendisinin zapıta amiri olduğunu ifade eden sivil kıyafetli biri..."
  1. Zabıta.
  2. İfade etmek: anlatmak. İddia etmek: sözünde direnmek, bir iddia ileri sürmek.
"...el ilanı dağıtmamızı söyledi bizler söylenilenleri yerine getirmemize rağmen..."
  1. Cümle sonlarında nokta (.) kullanılır.
"...şikayetçi olacağını söylerek..."
  1. söyleyerek.
"...karakola çağırıldık."
  1. Ünlü düşmesi, ikinci hecesinde dar ünlü ( ı,i,u,ü ) bulunan kelimeler ünlüyle başlayan bir ek aldıkları zaman ikinci heceye ait ünlünün düşmesi olayıdır. "Çağrıldık".
"AYÖP-Kayseri ye yapılan..."
  1. Türkçe'de özel isimler ile ekleri ayırmak için kesme işareti (') işareti kullanır. Arada boşluk bırakılmaz.
"...Öğretmenler Platformu (AYÖP) nezlinde kabul edilebilir..."
  1. Nezdinde: Yanında, huzurunda, gözetiminde.
"Bu yasal , meşru..."
  1. Virgülden önce kelime ile virgül arasında boşluk bırakılmaz.
"...engellenmesi mümkün değildir.Ki emniyet güçlerinin..."
  1. Noktadan sonra, yeni cümleye başlamadan önce boşluk bırakılır.
  2. Cümleye bağlaç ile başlanmaz.
"...zabıta görevlilerinin bu şekilde üzücü bir yaklaşımda bulunması da tarafımızdan ayrıca manidar olarak görülmektedir."
  1. Manidar: Anlamlı.
  2. "ayrıca" kelimesinin cümlede kullanılması gereksiz.
"...AYÖP güçlenerek Tüm Ataması Yapılmayan Öğretmenlerin taleplerini..."
  1. T, A ve Y harfleri küçük yazılması gerekiyor.
"...arkadaşlarımıza geçmiş olsun diliyoruz."
  1. "Geçmiş olsun" dilenmez. "Geçmiş olsun" başlı başına bir dilektir. Geçmiş olsun denir (geçmiş olsun diyoruz).
Türkçe'yi mükemmel bir şekilde kullanmam. Yeri gelir çok hatalı şekilde kullanırım, -hatta bu yazı içinde benim de hatalarım vardır- mesela bağlaç ile cümleye başlarım... Lâkin ben ne bir öğretmenim, ne kimseye öğretmek gibi bir derdim var ne de burada ciddi bir dava güdüyorum.

Eğer ciddi bir iş yapıyorsanız, bunun için attığınız en ufak adım bile ciddi olmalı. Siz küçük şeylerin önemsiz olduğunu düşünüyorsanız, büyük olan her şeyin, küçük şeylerin bir araya gelmesi ile oluştuğunu unutuyorsunuz demektir. Bunu unutuyorsanız bir insana bir şeyler öğretmeniz nasıl beklenebilir?

Tüm bunları okuyunca içimden "atanmayın zaten" diye haykırdım. Yeteneği olmayan insanların ressam, müzisyen, oyuncu, vs. olamayacağı gibi, öğretme kabiliyeti olmayan insanlar öğretmen olamazlar. Öğretmenlik yetenek ister, sıkı çalışma, dikkat ve titizlik ister.

Saygılarımla...

(Annesi, babası ve ablası öğretmen olan bir insan olarak öğretmenlere her zaman saygımın sonsuz olduğunu bildirmek isterim. Yanlış anlaşılma olsun istemem.)

02 Ocak 2010

Kayıp Sermaye - I

Cumartesi, Ocak 02, 2010
Dilencilik

Dilencilik kavramı, Türkiye'de bilindik, aşina olduğumuz bir kavram. Özellikle dini günler ve bayramlarda olmak üzere, cami avlularında, türbe yakınlarında veya işlek şehir merkezlerinde dilencilere rastlamak artık işten bile değil.

Tabi bu durumun bir de varyasyonları var: Dilendirilen çocuklar, dilenci mafyası, organize dilenciler, dilenci aileler.... Bu liste uzar gider.

Peki Türkiye'de dilencilik neden bu kadar yaygınlaşmış. İşte bunun cevabı "allah rızası"nda yatıyor. 4,5 ay önce allah rızasının bizi nerelere getirdiğini yazmıştım.

İşte yine aynı şekilde dilenciler söz konusu olduğunda allah rızası denince akan tüm sular duruyor. Genelde de bu durum ile ilgili açıklamamız şu oluyor: "Ya biliyorum aslında vermemek gerek ama allah rızası için deyince işin rengi değişiyor..."

Kimse sorgulamıyor. Peki, Türkiye'nin acı istatistiğine bakalım dilencilerle ilgili...

Son yapılan istatistiklere göre Türkiye'de 50 binin üzerinde dilenci bulunmaktaymış. Ben bu rakamın çok rahat iki katından fazla olduğunu düşünmekteyim. Ama biz yine de 50 bin sayısına sabit kalıp biraz durumu irdeleyelim.

Türkiye'de bir dilenciye günde ortalama 500 kişi sadaka veriyor. Ortalama rakam ne kadar bize doğru hesaplamayı yaptıracak olsa da biz minimum üzerinden gidelim. Bu minimum sayı ise yaklaşık 150 kişi. Bir kişi tarafından bir dilenciye verilen ortalama meblağ ise 50 kuruş. Yani bir dilenci'nin günlük minimum kazancı 75 TL. Türkiye'de asgari maaş günlük 19,3 TL. Ortalama üzerinden ise bir dilencinin kazancı günlük 250 TL!

Asgari maaş ile çalışan kişinin aldığı 19,3 TL olan günlük maaştan vergiler düşülmüştür. Çünkü devlet Türkiye'de dönen her paranın hesabını tutar ve böylece sermaye kaybolmaz. Eğer kaybolan bir miktar para var ise bu devletin kasasından eksilir. Sonuç olarak ise faturası biz vatandaştan kesilir.

Neticede ülkemizde her gün dilencilere verilen paralar sayesinde günde en az 3 milyon 750 bin TL kayıttan düşülüyor. Ortalama hesap ile 12,5 milyon TL. Yani ayda 112,5 ila 375 milyon TL devletin hesabından düşülüyor.

Bir yıl sonunda devletin bu kayıp meblağı yeniden yerine koyması 810 bin TL'ye mâl oluyor. Yani bir yıl sonunda yeniden banknot basılması demek yaklaşık 120 kişinin bir yıllık asgari maaşının uçması demek.

Kayıpla birlikte devlet yıllık 1 milyar 350 milyon 810 bin TL kaybediyor. Acı nokta buradan sonra başlıyor.

Kaybedilen para vatandaşın dilenciye verdiği para yani yıllık 1,35 milyar TL! Dilenciye verilen para devlet hesabından düşüldüğü için devlet bu kayıp paranın açığını da, banknot ve madeni paraların kullanımını halka sunduğu ve koruma yükümlülüğü de halkta olduğu için, halkın hesabına yazıyor. Yani halkın cebinden 2 kat para çıkıyor. Bunu dilenciye 50 kuruş veriyor iseniz 1 lira verdiğinizi varsayarak düşünebilirsiniz.

Sonuç olarak halktan çıkan toplam para ise 2 milyar 700 milyon 810 bin TL. Bu meblağ yaklaşık 400 bin kişinin asgari maaşına karşılık geliyor. Bu para bu şekilde kaybedilmese Türkiye'de asgari maaş ile çalışan 5,5 milyon kişi 577 TL yerine 619 TL asgari maaş alıyor olabilirdi. Tabi, bu yaptığımız minimum hesap. Ortalama miktar ile bu rakam 717 TL.

Asgari maaş, ayda en az 2 bin TL üzerinde kazanan bir dilenciye kıyasla örnek göstermek istediğim bir miktar. Çünkü Türkiye'de alınterini döküp, canını dişine takıp 577 TL maaş ile aile geçindirmeye çalışan insanlar var. Buna kıyasla bir dilencinin ailesini 2500 TL gibi paralarla (bir ailede tek dilenci var ise) nasıl geçindirdiğini varın siz düşünün.

Burada bahsetmek istediğim dilencilerin hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı ve gerçek anlamda bir şeylere muhtaç insanların bulunmadığı değil. Ancak allah rızasını çok önemsiyorsanız şunu unutmayınız ki alın teri olmadan kazanılan para haramdır. Ne var ki, hırsız dahi dilenciden çok alın teri döker.

Yeteri kadar uzattım ancak şu örneği vermeden geçemeyeceğim: Denizli'de Gazi Bulvarı'nda boynunda bir tas ile dolanan bir adam vardır. Bu adam bütün bir caddeyi gün boyu gezer ve dilenir. Bu adamın kalçasından aşağı iki bacağı da yoktur. Diğer yandan Ziraat Bankası önünde her gün oturan ve önünde vergi iade zarfı, kalem, silgi, zımba, selpak satan bir adam vardır ve aynı şekilde kalçasından aşağı iki bacağı yoktur.

Dilencilere allah rızası olarak vermiş olduğunuz her bir kuruş iki katı olarak her TC vatandaşından çıkmaktadır. Demek istediğim o ki benim cebimden yıllık 130 TL çıkmasını sağlamazsanız sadece ben değil, 70 milyon insan mutlu olabilir.

Saygılarımla...


(Fotoğraflar -sırası ile-:Tomas CASTELAZO, Richard OVERTOOM)

Kayıp Sermaye - N

Cumartesi, Ocak 02, 2010
Zaman gelir bazen en beklemediğimiz işin içinde milyarın döndüğünü görürüz. Bu bizi şaşırtır. Yada zaman zaman belirli kurum ve kuruluşlara ödediğimiz küçük paraların bile o kurumu ne kadar zengin ettiğine şaşarız.

Bir çok zaman da bizden çıkan bu para aslında hak edilerek kazanılmamıştır. Fakat aslında ne kadar söylensek de, ne kadar ah etsek de aslında bu durumu düzeltecek olanlar da bizleriz. Çünkü bu evrende büyük görünen şeyler aslında hep küçük olan şeylerin bir araya gelmesi ile oluşmuştur.

İşte "Kayıp Sermaye" elinden geldiğince bunu anlatmaya çalışıyor... Elimizdekini tutabileceğimizi, sadece hak edene bir şeyler verebileceğimizi, haksızların ve kayıpların önüne nasıl geçebileceğimizi göstermeye çalışıyor... Çünkü biz insanoğlu bir çok zaman baksak da görmüyoruz.

Hayatta üstümüze düşen küçük sorumlulukları görmek dileği ile...

Instagram

En Son Yazılar

recentposts

Ne İzliyorum?

StZiza