17 Şubat 2011

Cape Town

Perşembe, Şubat 17, 2011
Bir süre önce sizlere Güney Afrika'nın Cape Town kentinde yapılacak olan Uluslarası Uzay Kongresi'nin Gençlik Paneli'ne başvurduğumu söylemiştim

İlk tur başvurumu 15 Aralık'ta gönderdim ve bu başvuru ile ikinci tura katılmaya hak kazandım.
İkinci tur başvurumu ise 31 Aralık'ta gönderdim.

Dün gelen sonuçlar benim için inanılmaz bir sonucu gösterdi ki, uzay temelim çok olmasa da, uzay sektörünün içinde bulunan insanların arasından sıyrılıp ilk 5'e kalarak 30 Eylül - 4 Ekim 2011 tarihlerinde Cape Town'da gerçekleştirilecek olan Uluslararası Uzay Kongresi'nin Gençlik Paneline konuşmacı olarak seçildim.

Umuyorum ki her şey yolunda gitsin ve Cape Town'a gidebileyim...

11 Şubat 2011

Asimile

Cuma, Şubat 11, 2011
Hangisi suçludur:
Asimile olan mı, asimile eden mi?

Veya, bunlardan herhangi birisi suçlu mudur böyle bir durumda?

Aşağı yukarı 6 ay kadar Makedonya'da yaşadım. Bu esnada tanıştığım bir çok Türk oldu, Makedonya'da yaşayan. Bunların arasından yaşadığı koşullarda gayet memnun kişiler görsem de, yaşadıkları koşullardan hiç memnun kalmayan kişileri de gördüm.

Beni en çok düşündüren bir Makedon Türk'ünün şu sözleri oldu: "Sen niye buraya geldin? Bize zulmedenlere mi geldin? Bizim çocuklarımız işsiz burada, sen de kalkıp bizi asimile edenlerin yanına çalışmaya mı geldin! Söyleyeyim ben sana, sana da iş vermezler burada, boşuna heveslenme..."

Bunu söyleyen bayan benim konuştuğum Türkçe'yi güç bela anlayan birisi idi. Kendi konuştuğu Türkçe'ye de artık Türkçe demeye bin şahit. Peki henüz dilini koruyamamış bir insanın başka bir millet için "...bizi asimile ediyorlar..." diye şikayet etmesi ne kadar normal? O bayandan daha genç ve daha akıcı Türkçe ile konuşan insanlarla da tanıştım. Peki Makedonlar asimile edecekleri insanları parmakla mı seçtiler o halde?

Viyana'dayım bugünlerde... Burada sağda solda Türkçe konuşan insanlara rastlamanız çok olası. Dün metroda ise şöyle bir diyaloğa tanık oldum:
A: Geçen gün almaya gittim o ...... ........ ......., sonra vazgeçtim. Ama ...... ....... aslında ....... .
B: Eee, peki senin daha ........ ...... ...... biliyordun madem bırakmadın mı ...... ..... ..... .
A: ..... ..... ..... beğendim ama onları ...... ....... ...... sonra Emre ...... ....... ...... .

Diyalogda boş bıraktığım yerler almanca konuşmalar. Türkçeleri oturmamış, iki kızın konuşmaları bunlar. Ne bir Alman'ın ne de bir Türk'ün anlayabileceği bir konuşma bu. Peki bu Avusturyalıların suçu mu, yoksa benliğini koruyamayanların mı?

Türkiye'de Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı taşıyan herkes eşittir. X ülkesinden gelmiş ve Türkiye'deki işsizlik diz boyu iken "Türkiye'deki Xler işsiz" diyerek yakınan birine hak veremeyeceğim gibi, kendi ülkesini terk ettikten sonra, "buradaki Türkler işsiz" diyen, sonra Türkiye'ye tatile geldiklerinde zengin ayağına yatan Türklere de hak veremem.

Annem hep der, "Herkes kendi yaptığını çeker!"...

07 Şubat 2011

Yorgunluk

Pazartesi, Şubat 07, 2011
17.30 - Uyan.
02.30 - Sabaha kadar oturmaya karar ver.
06.35 - Evden ayrıl.
06.42 - Valizin 3 tekerleğinden 2. si kırıldı.
07.00 - Metrobüs'e bin.
07.20 - Söğütlüçeşme'ye aktarma yap.
07.35 - Söğütlüçeşme'ye var.
07.42 - Dolmuş'a bin.
07.45 - Kadıköy'e var.
08.02 - Otobüs'e bin.
08.54 - Sabiha Gökçen'e var.
09.36 - Kahvaltı yap.
10.18 - Check-in.
10.23 - Harç pulu, döviz alımı, vs.
10.28 - Pasaport kontrolünden geç.
11.33 - Uçağa bin.
14.28 - Uçaktan in.
14.44 - S-bahn trenine bin.
15.06 - Rennweg'de in.
15.07 - Host'unun evine doğru 25 dakika yürü.
15.34 - 4 kat merdiveni çık valizle.
16.15 - Uyu.

01 Şubat 2011

Leb Demeden...

Salı, Şubat 01, 2011
NTV de bir haber gördüm: Davutoğlu, Avustralya Dış İşleri Bakanı'na "Leb demeden leblebiyi anlamak" deyimini açıklamış. Görür görmez tıkladım habere çünkü 4 gün önce aynı deyimi bir arkadaşıma ben açıklamak durumunda kalmıştım. Ancak benim derdim Davutoğlu'nun nasıl anlatmış olduğunu görmekti çünkü ben epy bir zorlandım. Ancak, Davutoğlu'da deyimi birçoklar gibi yanlış bildiği için ona anlatmak kolay olmş. Kimbilir yada belki kolayına kaçtı işin.

Türkçe açıklayacak olursak; deyimde kullanılan "leb", leblebi kelimesinin ilk hecesi değildir. Eğer bu kadar basit olsaydı, yıllara dayanmış bir deyim olmazdı ve örneğin "çer demeden çerçeveyi anladı" gibi deyimlere de başvurabilirdik yerine göre.
Leb, dudak demektir. Dolayısı ile günümüz türkçesne deyimi çevirirsek "Dudak demeden, leblebiyi anladı" şekline geliyor ki benim bu yüzden çok sevdiğim bir deyim. Güzel ve akıllı bir kelime oyunu.

Şimdi bir de gelin bunu İngilizce anlatın. :)

2 Minutes Drill

Salı, Şubat 01, 2011
Güney Afrika - Cape Town'da yapılacak olan Uluslararası Uzay Kongresi'nin Gençlik Paneli'ne yaptığım ilk tur başvurusu için çektiğim 15 saniyelik video'yu buradan paylaşmıştım. İlk turu geçerek ikinci tur için gereken 2 dakikalık videoyu çekmeye hak kazandım. Dün başvrunun son günüydü ve başvurumu gönderdim.

Konu "Gelecek Nesil'in 21. yy'daki yer gözlemleri ile ilgili görüşü". İlk tur duyuruları ilk yapıldığında aklımda hiçbir fikir yoktu, yazmıştım buradan son anda fikir sahibi olduğumu. İkincitur için bu kadar son dakika olmasa da, giriş ve sonucu bağlamam yine geçti ancak şu anda seçildiğim takdirde panelde apacağım konuşmam bile hazır diyebilirim.

bu turdan ilk tur kadar umutlu değilim ama yine de dileğim panelde konuşma yapmaya hak kazanmak. bu son tur ve 2 haftaya kadar sonuçlar açıklanacak. Umarım 2 hafta içinde bana Güney Afrika yolları görünür.

Video'daki metnin çevirisini aşağıda....




"Marmara Bölgesi Türk ekonomisinin ve sanayisinin kalbi ve ülke nüfusunun üçte biri bu bölgede yaşıyor.

17 Ağustos 1999'da, Türkiye'nin Marmara Bölgesi'ni 7,6 şiddetinde bir deprem vurdu. 45binden fazla insan bu depremde hayatını kaybetti, daha fazlası yaralandı ve yüzbinlercesi evsiz kaldı. İki ay sonra, bölgeyi 7,2 şiddetinde başka bir deprem daha vurdu. Bu depremler sadece bölgeyi değil, tüm ülkeyi vurdu. Üzerinden 11 yıl geçti ancak acısı hâlâ kalplerimizde. Tüm bunların yaralarını sarmak zordu.

Bugün, 21. yy'da yer gözlemlerinin bu kayıpları engellemek için bir anahtar olduğunu biliyoruz ve geliştirmek için yöntemler arıyoruz. Fakat bazen hedefimizin yer gözlemlerini geliştirmek değil, yer gözlemlerini gezegeni kurtarmak için en iyi şekilde kullanmak olduğunu unutuyoruz.

Bugün Türkiye'de, gençlere sorduğumuzda büyük bir çoğunluğu yer gözlemleri hakkında bir şey bilmiyor. Eğitimdeki yetersizlik, bu yolda karşımızdaki en büyük problem olarak durmaktadır ve ben inanıyorum ki, daha fazla insana ulaşıp problemin farkındalığını yarattığımızda, yer gözlemlerini hedefimize ulaşmak için daha iyi bir araç olarak geliştireceğiz.

Ben kendimizi, türlü felaketlere karşı güçlü durduğumuz ve çevreyi ve gezegenimizi kurtardığımız bir yerde görüyorum. Henüz, bu hedefe ulaşmaktan çok uzak değiliz..."

Instagram

En Son Yazılar

recentposts

Ne İzliyorum?

StZiza