Sobe!

Cumartesi, Kasım 29, 2008 H.Aziz Kayıhan 0 Yorum

Onurcuk lakaplı arkadaş geçen gün, "ben de seni sobeledim, bende seni sobeledim" dediğinde başıma gelenleri gayet iyi anladım aslında... Gelip enseme bir şaplak patlatmadığına şükrediyorum, zira aynı çatı altında yaşadığımızdan bizzat sobeleyebilirdi bu şekilde..

Neyse ki sadece sözle ifade etti. Bu açıdan ne kadar bahtiyar olduğumu anlatamam. :)

Peki efenim gelelim cevaplamamız gereken sorularımıza, nedir ne değildir:

1.Blog yazmaya ne zaman başladın?
27 Temmuz 2007 gecesi Tübitak Ulusal Gözlemevi'nde gözlemde iken gözlemden sıkıldığımız bir anda başladım diyebilirim. O zaman için uzun süredir düşünmekteydim yazdığım şiir, öykü ve denemeler için bir blog açmayı. Bir gün öncesinde Yağmur KIRKAĞAÇ ile yaptığım konuşma sonrasında içindeki o güzel ve saf sevgi içimi doldurdu. Onun cümleleriyle dizdiğim şiirimsiyi yayınlamak istedim bir blog üzerinde ve bu şekilde başladı. Yaklaşık 3 hafta öncesine kadar zizaastrozombie.blogspot.com olan blog adresimi şimdiki adres ile değiştirdim.

2.Blog yazısı konularının belli bir çizgide olmasına özen gösteriyor musun?
Aslında bloga göz gezdirince anlayabilirsiniz bunu. Sadece yazdığım şiir, öykü ve denemeleri barındırıyorum bu blog altında, o yüzden belli bir çizgi ve düzen altında. Her yazdığımı da blogda yayınlamıyorum esasen... En son 20 gün önce girdi yapmış olmamın sebebi de bu. Fakat belli bir düzen ve intizam içinde olmaktan sıkıldığım zamanlarda kafama eseni yazmak için 11 gün önce yeni bir blog daha oluşturdum kendime. Orada ise herhangi bir düzen ve intizam mevcut değil. Kafama ne eserse öyle..


3.Blog yazmayı ne kadar sürdüreceksin?
Ömrüm oldukça. Paylaşmayı çok sevdiğim için kafamdan geçen her düşünceyi sonsuza kadar paylaşmaya devam edeceğim. Dolayısı ile blog da devam edecek.

4.Blog yazmak senin için eğlenceli bir uğraşken, şimdi artan bekleyiş yüzünden senin için bir zorunluluk haline geldi mi ?
Hiç kimseyi umursamam bu açıdan. Lakin herhangi bir günde sıradan bir insan bile, "Çok güzel şeyler yazıyorsun buraya, uzun süredir birşey eklenmiyor. Yeni yazılarını okumak istiyorum" derse, o halde açarım defterimi güzel bir kaç şey daha paylaşırım. Ama bu benim için asla bir zorunluluk haline gelmez. Kaldı ki zaten insanlar istiyor diye şiirdi, öyküydü yazamam. Ancak elimde olanları yayınlayabilirim.

5.Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musun ?
Çok fazla girdim olmadığını düşünürsek (16 ayda 19 girdi) bu soru benim için biraz hükümsüz kalıyor. Fakat yine de cevap olması için şunu belirtebilirim: Her gün yüzlerce şey yayınlıyor olsaydım dahi bu diğer şeylerden feragat etmemi gerektirmezdi.

6- Bloga yazılan yazıları ve yorumları en fazla yazarının okuması gerçeği hakkındaki fikirlerin nedir ?
Defalarca okurum kendi yazılarımı, okudukça farklı bir şeyle karşılaşır, okudukça düzeltmem gerekenleri, kullandığım ifadelerle ne ima etmek istediğimi tekrar tekrar görürüm. Aynaya bakmak gibi düşünüyorum bunu. Abartmayacak kadar ayna ile haşır neşir olmak lazımdır ya, abartmayacak kadar kendi yazılarını dönüp okumak lazım diye düşünüyorum. Yorumları ise kesinlikle atlayamam. İnsanların eleştirileri (hakaret seviyesine varmadıkça) her zaman kafamda bir fikir oluşturur. Belki %1 doğrudur belki %100, hepsini önemserim.


Sonuç olarak efenim bunlar benim cevaplarım, yerine göre uzun yerine göre kısa... Sonuç olarak, olması gerektiği kadar.

Bende o halde çok Neşeli bir insanı sobeliyorum. Buyurunuz.

Saygılarımla...

0 yorum: