Sobe!

Cumartesi, Kasım 29, 2008 H.Aziz Kayıhan 0 Yorum

Onurcuk lakaplı arkadaş geçen gün, "ben de seni sobeledim, bende seni sobeledim" dediğinde başıma gelenleri gayet iyi anladım aslında... Gelip enseme bir şaplak patlatmadığına şükrediyorum, zira aynı çatı altında yaşadığımızdan bizzat sobeleyebilirdi bu şekilde..

Neyse ki sadece sözle ifade etti. Bu açıdan ne kadar bahtiyar olduğumu anlatamam. :)

Peki efenim gelelim cevaplamamız gereken sorularımıza, nedir ne değildir:

1.Blog yazmaya ne zaman başladın?
Henüz 11 gün önce başladım. Sabahın köründe çok uykum vardı. Yatmadan önce açtım, girdimi yazdım sonra gittim uyudum. Kafama ne eserse yazmayı planladığım bir yer olsun istedim. Çok yeniyim bu blog adına...

2.Blog yazısı konularının belli bir çizgide olmasına özen gösteriyor musun?
İlk girdiye bakılınca aslında bir düzen, bir konsept olmadığı çok açık. Kafama ne eserse öyle... Yeri gelsin geyik olsun, yeri gelsin bir bilgisayar sorunu olsun, yeri gelsin kuantum olsun... (Kuantum sınavı çok koydu bana) Rahatım yani bir konseptim yok. Zira düzen dışı bişiler karalamak için bu blogu açtım. Yoksa yaklaşık 1,5 yıldır diğer blogumda yazılar yayınlıyorum fakat orada belirli bir konsept var, onun dışına çıkmak da istemiyorum.


3.Blog yazmayı ne kadar sürdüreceksin?
Ömrüm oldukça. Paylaşmayı çok sevdiğim için kafamdan geçen her düşünceyi sonsuza kadar paylaşmaya devam edeceğim. Dolayısı ile blog da devam edecek.

4.Blog yazmak senin için eğlenceli bir uğraşken, şimdi artan bekleyiş yüzünden senin için bir zorunluluk haline geldi mi ?
Hiç kimseyi umursamam bu açıdan. Kafama göre yazıyorum zaten burada. Onun için kimsenin bir beklentisi olacağını da zannetmem.

5.Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musun ?
Kesinlikle hayır. Gün gelir yüzlerce şey yayınlamaya başlarsam dahi bu diğer şeylerden feragat etmemi gerektirmez.

6- Bloga yazılan yazıları ve yorumları en fazla yazarının okuması gerçeği hakkındaki fikirlerin nedir ?
Defalarca okurum kendi yazılarımı, okudukça farklı bir şeyle karşılaşır, okudukça düzeltmem gerekenleri, kullandığım ifadelerle ne ima etmek istediğimi tekrar tekrar görürüm. Aynaya bakmak gibi düşünüyorum bunu. Abartmayacak kadar ayna ile haşır neşir olmak lazımdır ya, abartmayacak kadar kendi yazılarını dönüp okumak lazım diye düşünüyorum. Yorumları ise kesinlikle atlayamam. İnsanların eleştirileri (hakaret seviyesine varmadıkça) her zaman kafamda bir fikir oluşturur. Belki %1 doğrudur belki %100, hepsini önemserim.


Sonuç olarak efenim bunlar benim cevaplarım, yerine göre uzun yerine göre kısa... Sonuç olarak, olması gerektiği kadar.

Bende o halde çok Neşeli bir insanı sobeliyorum. Buyurunuz.

Saygılarımla...

0 yorum: