12 Ocak 2014

11 Ocak 2014

04 Ocak 2014

2013 Blog Verileri

Ocak 04, 2014
Bu kadar yıldır hayatıma sürekli Year in Review'lerle göz atıyorum. Bir benzeri de blog için olsun istedim.

Blog ile ilgili göze çarpan ilk şey, 2009'dan bu yana yazıların gittikçe düşmüş olması. İlk etapta bunu sadece kendimle ilişkilendirsem de, o dönemlerde sıkı takip ettiğim bütün bloggerların aynı grafiği paylaştığını fark ettim. Belki de sosyal platformların daha hakim bir yer kaplaması bu düşüşe sebep olmuş olabilir, bilemiyorum.

2013 içerisinde ilk defa küçük bir artış oldu yazı sayısında. Çok da artacağını beklemiyorum yakın zaman için. Yıl içinde toplam 1479 kişi/tarayıcı tarafından 1670 ziyaret aldı blog. Sayfa görüntüleme sayısı 2519'u buldu. Bu ziyaretler içinde zıplama oranı ise %75 civarında.

01 Ocak 2014

31 Aralık 2013

Once Upon A Time In My Life - XIV

Aralık 31, 2013
2012  2013 2014




Yeni bir yıl daha bitiyor ve ben yine kendi aynamdan kendime bakıyorum. Yaşadıklarım, mutluluklarım, acılarım... Yaşadığım bir çok şey yanında 2013, hayatımın bir çok noktasında çetele tuttuğum bir yıl oldu. 



Sporda, gezide, yemekte, uykuda... Bunlardan spor istatistiklerine de bir göz atmak istedim yılı kapatırken.

2013 yılı içerisinde toplamda 395 km mesafe katedecek kadar spor yapmışım. Bunun 317 km'sini bisikletle, 58 km'sini yürüyerek ve 20 km'sini de koşarak kat etmişim. Sene başından itibaren ise 81 kilodan 76 kiloya inerek 5 kilo kaybetmişim.

2013 aynı zamanda 6 yıldan sonra yurt dışına çıkmadığım ilk yıl oldu. Tüm bu seneyi, güzel bir video ile toparladıktan sonra, yine arkama yaslanıp izliyorum kendimi...

22 Aralık 2013

Atoma Güven Olmaz!

Aralık 22, 2013
Bu ülkenin içinde bazı atomlar var... Bu atomlar hep çeşit çeşit. Her türlüsü var; karbonu var, azotu var, kükürtü var... Bunların bir araya gelip yemedikleri halt yok. Her türlü aldatmaca, her türlü düzen bu atomlarda var. 

Mesela, bir Oksijen, 2 Karbon, 6 Hidrojen ile bir araya gelmiş, efendim neymiş "bağ kurmuşlar"... Böyle durumlar bizim muhafazakar yapımıza uygun değil. Hidrojen dediğiniz bir ayyaşa evreni 13 milyar yıl boyunca emanet etmişler; işte güzelim evrenin geldiği hallere bakın. 

Atoma güven olmaz sayın kardeşlerim. Maazallah her şey beklenir bunlardan. Vakti ile Hiroşima ve Nagasaki'deki kıyımlara sebep olan da bu atomlar, Çernobil faciasında vakti ile hem bu ülkenin hem de, başta Ukrayna, çevre ülkelerin evlatlarına zarar veren de bu atomlar. Bir kısmı kalkmış, Güneş diye bir yapı oluşturmuş, çeşitli P-P Zinciri ve CNO çevrimi gibi terörist eylemlerle bu güzelim gezegenin sonunu hazırlıyorlar. Biz bunlara izin vermeyiz.

Nerede atom var, orası terörist yuvasıdır. Biz bu yüzden nükleer santraller kuruyoruz ki, bu atomlar dindar birer atom olarak yetişsinler. Bırakalım da C6H6 mı olsunlar?!

Sonra birileri konuşuyor orada burada, "evrenin düzenine müdahale ediyorsunuz" diye... Biz sadece bu düzeni koruyoruz. Kardeşlerim, biz bu düzeni korumazsak, bu atomlar alıyor başını, zamanla hücreleri oluşturuyorlar, bu hücreler gelişiyor, insanı oluşturuyor, sonra bu insan doğası gereği kızlı-erkekli bir takım aktiviteler içerisine giriyor. Onda sonra diyorlar efendim, yok evrimmiş, yok doğal seleksiyonmuş. Bu aldatmacalara ve komplolara göğüs germek bizim vazifemiz.

Mesela bir Oksijen var; herkes çok masum zanneder ama bu meret alkol desen alkolde, su desen suda... Yemediği halt yok. Bir de üstüne üstlük elini değdirdiği her şeyi yakıyor. Kardeşlerim vakti ile yıldız denen terör yuvalarında bu Oksijen yetiştirilmeseydi belki de ateş dediğimiz şey olmayacaktı... Belki de şeytan yaratılmayacaktı... Bu durumda Adem'in aklını kimse çelmeyecekti... Sonra kızlı erkekli elma yemeyeceklerdi... Biz cennet köşelerinden, Oksijen'in nasıl da mahrum bıraktığını görüyor musunuz?! Bu düzenbaz Oksijen'in kaygısının, yaşamın kaynağını cennet değil, kendisi yapmaktan öte olmadığını biz çok iyi biliriz.

Velhasıl, gayret ettik, başardık. Karanlık maddemiz arkamızda bu işleri çözeceğiz. Bu gidişata bir dur diyeceğiz!.. Hiçbir atom bu gidişatın önüne geçemez...

(Tüm bunlar sadece, yukarıdaki resmi gördüğümde aklımdan geçenlerdir. Herhangi bir kişi veya oluşum ile bir ilgisi yoktur.)

20 Aralık 2013

Değişiklikler!

Aralık 20, 2013
Uzun bir süre oldu, gerek blog ile ilgili, gerekse web sayfam ile ilgili köklü değişiklikler yapmak istiyordum. Yaklaşık 10 aydır bu düşünce kafamda dolaştıktan sonra, 2 ay önce kafamda, 1 ay önce de reelde icraatlara başladım. Amacım tüm hazırlıkları tamamlayıp, 2014'e yeni düzenlemelerle girmek. Yetiştirebilecek miyim bilemiyorum ancak, çalışmalar devam ediyor.

Değişikliklerin bir kısmı aslında yansımaya başladı. Blog adresim artık (belki fark ettiniz) stziza.blogspot.com değil (gerçi halen bloğa yönlendiriyor). Artık bloğa blog.kayihan.net adresinden ulaşılabiliyor. Zaten bağlandıktan sonra yukarıda göreceğiniz adres de bu. Bu değişikliğin sebebi de, yıllarca anlamsız bir şekilde blog ve web sitesi işini ayrı tutmaya son vermek istememle alakalı. Temel olarak www.kayihan.net'i (her şey hazırlanana kadar şu an erişime açık değil) yenilemek ve güncellemek. Yeni bir tasarımla blogger üzerinden yayına devam etmek. Bu aynı zamanda blogların tasarımının da değişeceği anlamına geliyor. Evet, blogların...

Web sitemin ana sayfası standart olarak İngilizce. Kendi tercihlerim bu yönde. www.kayihan.net'i ziyaret edenler her zaman, ilk olarak İngilizce sayfaya ulaştılar, bu böyle kalmaya devam edecek. Türkçe sayfaya devam etmek isteyenler, Türkçe butonu ile devam edebilecekler (ya da tr.kayihan.net adresinden direk Türkçe sayfaya ulaşabilecekler). Daha önce, iş, Türkçe web sayfası hazırlamaya geldiğinde epey bir yavaş davrandım ancak bu sefer işi sağlama alıp ikisini birden çıkardım. 

Tekrar bloglar meselesine dönelim: Web sitemin hostunun blogger olması demek aslında mevcut bloglarımı web sayfam haline getireceğim anlamına geliyor. Ana domainlerin açılış sayfaları tabi ki de blog bölümü değil, statik bir bölüm olacak. Siteye ulaşanlar Blog linki üzerinden bloglara yönlenebilecekler. Üzerine neredeyse hiç eğilmediğim bir İngilizce bloğum da var. Bir süre öncesine kadar storytothelife.blogspot.com üzerinde hizmet vermekteydi ancak şu an çalışmalar sebebi ile geçici olarak kapalı. 

Her şey tamamlandığında (umarım yılbaşından önce) sistem genel olarak şu şekilde işleyecek: Web sitesinin ana sayfası ve İngilizce blog, Türkçe sürümü ve Türkçe blog hepsi aynı tasarımda olacak (Türkçe ve İngilizce sürümler arasında yan panel içeriği farklı olacak sadece). Buradaki linkler üzerinden gerek sayfalara, gerekse bloglara ulaşılabilecek.

Çok detay vermeye de pek gerek yok aslında... Önümde bir 10 gün var. O süreç içinde bunları tamamlamayı hedefliyorum. İngilizce sürüm zaten hazır ancak Türkçe kısmı için çalışıyorum halen. Umarım bu süreç de bir 10 ay sürmez :) .

Sağlıcakla...

13 Aralık 2013

Diren Hayat?!

Aralık 13, 2013
Tarihler 31 Mayıs'ı gösterdiği dönemlerde zaten gergindim gereğinden fazla aslında. Gerginliğin sebebi okul, ders, iş, gelecek gibi kaygılardı. 


Bir çok şeye karar vermem gereken bir süreçten geçiyordum zaten. Tam olarak Nisan ayının ortası, kısa vadeli hedef ve amaçlarımı tükettiğim bir nokta oldu sanki. Kafamda, ne kadar yapılacak şeyler olsa da, bir çok şeyi düşünüp, derlemek, toparlamak gerekiyordu. Ancak kafadaki her planı belli bir uygulamaya koymak o kadar kolay değil her zaman. 

Bu sürece kadar 1,5 aydır yaşadığım buhranla uğraşırken, 31 Mayıs Gezi olaylarının patlak verdiği gün oldu. Bu durumlarda olaylar "neler oluyor?" demeye kalmayacak bir hızda gerçekleşiyor. Hepinizin bildiği sıkıntıları ayrı ayrı buraya yazmayacağım, (özellikle de her birinizin görüşleri ne kadar birbirinden farklı olsa da, her biriniz için o günlerin sıkıntılı olduğu açıkken) detaylarını bir çok yerde bulabileceğiniz için.

Tüm bunlar esnasında 7 Haziran'da ev sahibimizin kendi evine taşınacak olması sebebi ile 6 Haziran'da evden taşınmamız gerektiğini anladık. Tabii ki süreç böyle pat diye olmadı ancak 1 ay daha kalabilecekken, ev sahibinin son dakika kazığına maruz kalmamak için bu kararı aldık. 7 Haziran'da koca bir gün gezdikten sonra bir çok alternatif arasından sevdiceğin katkıları ile sokağın karşısında bir daire bulduk! Ne güzel. Sözleşme, anlaşma, doğal gaz işleri vesaire derken 8'inde başladık taşınmaya (evet, bu kadar hızlı). 

Biz başladık başlamasına ancak apartman yönetimi yolumuzu kesip "taşınamazsınız!" demekten kendini alıkoymadı. Bekar olmak gereğinden fazla sıkıntı bu ülkede. Özellikle Kayseri'de bu açıdan sizi potansiyel tecavüzcü olarak görmeleri cabası. Ev sahibinin onay verdiği, anlaştığınız bir evde komşularınız sizi istemezse orada kalmamalısnız değil mi(!) Buradaki insanların görüşleri bu yönde. 

Bundan sonraki süreç karşı komşunun kapımıza gelip bizi tehdit etmesi, karşılıklı şikayetler, ev sahibinin alttan alta baskıya gelemeyip bize gidin demesi üzerine (bu konuşma geçmeden biz zaten kendimiz taşınmayı da kafaya koymuştuk), yeni daire arayışları, o evde geçirilen kabus gibi 3 haftalık süreç... 


Bunlar sıkıntının sadece bir boyutunu gösteriyor. Tüm bu süreçlerde ülkenin karışık olması, okulda saçma sapan durumlar yaşamam, SGK'nın amaçsız (yanlış) bir şekilde sağlık güvencemi kesmiş olması, doğal gaz, telekom, ve dahası... Maddi sıkıntıları göz önüne bile almıyorum. Sadece şunu biliyorum: Nisan ortasından Eylül başına kadar hayatımın en stresli, en sıkıntılı dönemini yaşadım. O dönemde yaptığım her şeyden vazgeçmem hiç de zor bir şey değildi. Beni tutan, mutlu eden, sevdicek oldu. Zaten onun varlığı ve yaptıkları olmasa, o süreçten fiziksel olarak çıkmış olsam da, ruhsal olarak çıkmam mümkün olmayacaktı. Pes etmemem konusunda da en büyük ilham ev arkadaşım oldu, kendisinin de pes etmeyi inatla istediği dönemler olduğu için belki de...

Tekrar yakaladım aynı mutluluğumu bu geçen süreç içerisinde ama o 5 ay beni 5 yıl yaşlandırdı adeta.


Sonra zaten Güneş açtı, gün yüzünü gösterdi ve o dönemde, bana, bize karşı yapılan şeyler bir şekilde kendini affettirdi. Hayata direnince, bir yerden sonra geriye bir kazanım elde ediyor insan. Ya da en azından bulmak isteyen insanlar bir yerden sonra görebiliyorlar aradıklarını ve çözümleri. 

Yazarken bile gerildiğim için hiç detaya girmedim ancak şu an tek önemli olan şey ne kadar kötü bir dönem olsa da tecrübesi paha biçilemez... 

27 Kasım 2013

Gurme - I

Kasım 27, 2013
Mushroom & Swiss

Ece hatun'la beraber Ankara sokaklarında gezinirken, reklam panolarında Burger King'in yeni bir lezzetini gördük. "Yemeliyiz", "yemeliyiz", kesinlikle yemeliyiz" derken bir gün sonrasında kendimizi Meşrutiyet'teki Burger King restoranına atmış bulduk. 

Uğruna bu kadar dert yandığımız lezzet, hamburger ile mantarı bir araya getirebilmiş yeni bir lezzetti: Mushroom & Swiss. Yurt dışında bir süredir var bu menü ancak Türkiye'de çok yeni. 

Adından da anlaşıldığı gibi hamburger köftesi üzerinde İsviçre peyniri ve mantardan oluşuyor hamburger. İçerik bile bizi yerimizde tutamıyorken verdik siparişi... Daha henüz hamburgerin paketini açarken alıyorsunuz peynirin o güzel kokusunu. Muhteşem... İkimizin de alışkanlığı hamburgerlerimize barbekü sosu eklemek ve bu sebeple kaldırıyoruz ekmekleri ki... Manzara biraz komik:


Evet, aynen resimdeki gibi iki parça küçük mantar ortaya konmuş (resim bize ait değil). Yani yeseniz, mantar tadını almanız mümkün değil. Hemen durumu bildirip, hamburgerlerimizi yeniden hazırlattırıyoruz. 15 dakikalık bir beklemenin ardından olması gerektiği bir şekilde hazırlanmış hamburgerlerimizi yemeye koyuluyoruz. 

Mantarlar özel bir sos ile hazırlanıyor. Gurme olsam belki derdim "şu sosla hazırlamışlar" diye ancak değilim, dolayısı ile bilmiyorum. Sos lezzetli lezzetli olmasına ancak mantarların tadını alıp götürmüş sanki. Evet mantarları yediğinizi hissediyorsunuz fakat beklediğiniz o mantar tadı sanki yok, sos ağır geliyor. Tabi, sosun tadı kötü demiyorum, gayet lezzetli ve güzel, ve İsviçre peynirinin yanına yakışır bir tadı var. Köfte Steakhouse'da olduğu gibi özel bir köfte değil (Yurt dışında bu menünün bir de Steakhouse ile yapılmış versiyonu var). İsviçre peynirinin ise kattığı lezzeti anlatamam, muhteşem.

Genel anlamda, mantar ne kadar istediğimiz lezzeti bize verememiş olsa da, tatmin edici bir lezzeti var hamburgerin. İçerik sadece köfte, peynir ve mantar ile kısıtlı olduğu için yeşillik, turşu, soğan gibi alternatiflerden bahsedemiyoruz... Bunları eğer isterseniz kendiniz ekletebilirsiniz (biz sormadık ancak yapmaları gerekiyor). Mushroom & Swiss genel olarak denemeye değer bir lezzet. "İnanılmaz bir lezzet olmuş" diyen çıkacağını beklemesem de, "çok kötüydü" diyen olacağını da beklemiyorum.


Bir daha yer miyim, işin açığı bilemiyorum. Bu tabi ki de kötü olduğu için değil ancak Burger King'in tercih edeceğim çok ve çok daha güzel lezzetleri olduğu için (bkz. Steakhouse). Denemeye değer olduğunu da tekrar belirtiyorum. Eğer özellikle mantar tutkunu iseniz, kendi açınızdan bakmakta fayda var (denerseniz de ekmeği kaldırıp mantarları saymayı ihmal etmeyin derim, zira mantar sayısındaki ihmal biraz genel bir durum gibi).

Afiyet olsun efendim!

23 Kasım 2013

Gece...

Kasım 23, 2013
Geceleri yazmak o kadar güzel ki... 

Uzun süredir bunu yapmadığıma inanamıyorum. Gecenin sessizliği, o sessizliği yırtan uzak ve derin sesler...

Her şeyden güzeli sevdiceğin varlığını hissetmek, kokusunu içime çekmek...

Uzak bir yerde, gece yalnızlık değil, güzellik ve mutluluk bıraktığında yanı başına, aldığı her nefes daha kıymetli oluyor insanın.

Gece bu huzurla devam ediyor...

03 Kasım 2013

Hayat Seni Nereye Sürükler...

Kasım 03, 2013
Şöyle bir geriye doğru baktım: En fazla 2009'da yazmışım bloga... Yazmışım epey. Nereden baksanız en az 3 günde 1 yazmışım. 

Tabi bu istatistik sonradan ciddi bir şekilde düştü. Geçen sene 18'de kalırken (ki bunun 3'ü reklam) bu sene bu yazı ile birlikte 14'ü bulmuş oldum (ki bunun da ikisi reklam). Ancak ne var ki, tüm bu zaman içerisinde aslında en fazla yazılmaya ve çizilmeye değer yıl oldu bu yıl... Bu sene gelecek olan "Year in Review" bu açıdan epey kalabalık olacak gibi. Ama diğer taraftan en az fotoğraflı olan da olabilir. Galiba en akılda kalıcı anlar en az belgelenenleri oluyor.

İyisi oldu kötüsü oldu ancak hayatımın en sıkıntılı, en stresli, en sorunlu dönemini bu senenin 3 ayı boyunca yaşadım. Öyle böyle sıkıntılar değil, hayatımın ne kadar iyi ve kötü anlamda kökten değiştiği bir dönem oldu işte bu aralık. 

Polyannacılığı çok iyi oynadığım için, hayatımın en stresli ve sorunlu yılı beni sonunda her geçen yıldan daha mutlu bir adam yaptı. Sorunlar, sorunlar... Bizim hayata daha iyi bakmamızı sağlayamayacaksa sonunda, niye var ki sorunlar...

Yazılacak çizilecek çok şey var.. Her üç günde bir yazamayacağımı biliyorum ancak yine de biraz daha gelecek bu yıl onu biliyorum...

Ne İzliyorum?

StZiza

En Son Yazılar

randomposts