31 Aralık 2011

Once Upon A Time In My Life - XII

Aralık 31, 2011
2010 2011 2012



Yeni bir yıl daha biterken, en olaylı ve en ilginç yılım olarak tarihe geçiyor. Bense yine yaslanıp arkama izliyorum kendimi...

1 Ocak 2011:
Yeni insanlar ve eski dostlarla yepyeni bir yıla girdik. Biraz gecikmeli oldu girişimiz ama her kültürden bir parça kutladık.

2 Ocak 2011:
İlginç bir yıl olacağını ikinci gününden gösterdi 2011. 2010'un son günlerinde defalarca hastane'ye kaldırılmama sebep olan saatli bomba niteliğindeki safra taşlarım yine yaptı yapacağını. Önce Ohrid Devlet Hastanesi'ne götürüldüm. Ağrıların devam etmesi üzerine 3 saat mesafedeki Üsküp'e götürülüp, Üsküp Aziz Kril ve Metodi Üniversitesi Hastenesi'ne kaldırıldım.

5 Ocak 2011:
Bazıları buna ilahi adalet diyor!

8 Ocak 2011:
Ameliyat için Denizli'ye dönmek üzere yapacağım uçuş yoğun sisten dolayı iptal edildi. 12 Ocak'a kadar anca dağıldı sis ve 4 gün gecikme ile Denizli'ye ulaştım.

14 Ocak 2011:
Hayatımın 2. ameliyatını geçirdim. Safra kesesiz hayatım bugün başladı.

5 Şubat 2011:
Doğru Avrupa gezim başlıyor. Bekle beni Viyana!..

7 Şubat 2011:
Hayatımın en yüksek mertebeli kongresi olan "Birleşmiş Milletler Dış Uzayın Barışçıl Kullanımı Komitesi Bilimsel ve Teknik Alt Komite Toplantısı" na katıldım. Kariyerim ve tanıştığım insanlar açısından inanılmaz bir tecrübe idi.

17 Şubat 2011:
Uluslararası Uzay Kongresi Gençlik Paneli'nde konuşmacı olmak için yaptığım başvuru sonucunda 60 kişinin arasından seçilen 6 konuşmacının birisi oldum! (Başvuru videolarım: 1. Tur, 2. Tur).

9 Mart 2011:
Avusturya, Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan, Makedonya ve Yunanistan'ı gezdikten sonra vatana geri döndüm. bu aynı zamanda Makedonya'dan tam anlamıyla Türkiye'ye geri taşındığım gün oldu!

24 Mayıs 2011:
Senenin 2., hayatımın 3. ameliyatını geçirdim. İlk ameliyatta olduğu gibi yine burnum problemdi!

20 Haziran 2011:
OnurCUK mezun oldu! :) Cadı ve OnurCUK'la yaklaşık bir yıl sonra tekrar görüştüm, çok güzeldi.

7 Temmuz 2011:
Yine yollardayım! Makedonya, Sırbistan, Çek Cumhuryeti ve Slovakya beni bekliyor...

30 Temmuz 2011:
Yine doğdum! 38 saatle, hayatımın en uzun doğum günü oldu, 70+ kişi tarafından defalarca kutlandı, sürpriz parti düzenlendi, gözlerim doldu! Hiç yaşamadığım bir duygu idi...

6 Ağustos 2011:
Bu sene benim için ikinci olan, Çek Cumhuriyetinde düzenlenen Uluslararası Astronomi Gençlik Kampına katıldım. İnanılmaz güzel vakit geçirdim, inanılmaz güzel insanlarla tanıştım!

14 Ağustos 2011:
Çocukluğum'dan kalma bir anı canlandı, gerçeğe döndü ve sarıldım enişteme 16 yıldan sonra, doya doya sarıldım...

5 Eylül 2011:
Kayseri'ye taşındım... 9 aylık evsizlik sürecim sona erdi böylece!


9 Eylül 2011:

Ve O girdi hayatıma... Perde aralandı, içeri sızan ışık gül kokulu bir Ece getirdi hayatıma...

25 Eylül 2011:
Hint Okyanusu'nu gördüm!

26 Eylül 2011:
Afrika, ayak bastığım 3. kıta oldu!
Beraber çalıştığım bir dost olan Chris Vasko ile tanıştım! Bir iş arkadaşı olmanın yanında, kaybetmeyeceğim bir dost oldu hayatıma.

5 Ekim 2011:
Hayatımda yaptığım en ciddi konuşma olan Gençlik Paneli'nde konuştum. Yaklaşık 2000 kişinin önünde konuşmak inanılmaz heyecan verici idi! Bu bir çok kurum ve kuruluştan çok önemli kişilerle tanışmama vesile oldu! NASA başkanı Charles Boldem gibi...

8 Ekim 2011:
Atlas Okyanusu'nu gördüm! Dünya'da görmediğim okyanus kalmadı.
Bu kadar güzel şey verirken hayat bana, bugün benden çok güzel ve büyük bir şeyi çaldı... Gözyaşlarım, okyanusa karşı aktı...









12 Ekim 2011:

Afrika'nın en güney ucuna yaptığım o güzel yolculuk bitti. Hayatımın ilklerini yaşadığım inanılmaz bir gezi oldu: Güney gökyüzünü, Macellan Bulutları'nı, Güney Haçı'nı gördüm! Hayatımda ilk defa bir penguen, deniz aslanı, balina ve buffalo gördüm! Timsah eti'ni tattım! ve daha bir çoğu...

8 Kasım 2011:
Ablamla unutulmayacak güzel bir gün geçirdim...
27 Aralık 2011:

O güzel çocukların öğretmeni oluyorum. Hayat mini mini birlerin arasından gülümsüyor bana!


29 Aralık 2011:
OnurCUK'un doğum günü vesilesi ile Cadı'yı gördüm, James'ciğimi gördüm, uzun süredir göremediğim yürekten insanlarla rüya gibi bir 12 saat geçirdim!

31 Aralık 2011:
Hayatıma yeni girmiş  güzel ve candan insanlarla yeni bir yıla girerken, kendimce, güzel bir yıl geçirdiğimi düşündüm ve mutlu oldum...





(Fotoğraflar sırası ile, Matthias HAKER, Ariane CORNELL, H. Aziz KAYIHAN, Paula LORENZO, Josh VEITCH-MICHAELIS, H. Aziz KAYIHAN, Mehmet KARAKUŞ, Christopher VASKO, Süleyman ÜTKÜN, Behnoosh MESKOOB, Nurtaç TÜRKELİ ve Alicia RUBIO SANCHEZ tarafından çekilmiştir.)

13 Aralık 2011

"Merve" Soyadına Kavuşuyor!

Aralık 13, 2011
3 yıl kadar oluyor size Merve'den bahsedeli, Merve'nin sorunlarından, Türkiye'deki Soyadı Kanunu'nun kadınları ne kadar aşağı aldığından bahsedeli...

29 Mart 2009'da yazmışım bu yazıyı: Merve

Ne var ki bugün okuduğum bir haber tüm bunların bir nebze değişmeye başladığını gösteriyor: http://www.ntvmsnbc.com/id/25305525

Artık, boşanma durumlarında, çocuğun velayeti anneye verildi ise, soyadını verme hakkı babaya değil, anneye ait olacak.

En azından bir adım.

Devamının gelmesi umudu ile...

18 Kasım 2011

Sağlık Sorunsalı

Kasım 18, 2011
"Dışarıdan gelen" diye bir terim öğrendim bugün. Dışlarcasına kullanılan bu terim'in kullanıldığı yer bir sağlık ocağı idi.

Ocak ayında küçük bir kaza sonucu elimde bir kesik oluşmuştu bunun için ise sağlık ocağına giderek tetanos aşımı vuruldum. İkinci aşım ise Mart'ta idi. 

İkinci aşıdan sonra devam etmek zorunda değilsiniz ancak hayat boyu koruma istiyorsanız devam edebiliyorsunuz. Dolayısı ile ben de üçüncü aşım için bugün sağlık ocağına gittim ve aldığım cevap şu idi:

"Dışarıdan gelenlere vuramıyoruz. Bakanlığın kararı..."

Durumun benim için aciliyeti olmadığı için sorun yok ancak aciliyeti olan birisi için durum ne olacak? 

Daha sonra, tetanos vurulmam için dışarıdan aşı almamı, zaten ellerinde olmadığını ve hatta bakanlığında elinde olmadığını söylediler! Sonrasında olayın aslını teyit etmek için doktor bir arkadaşımla görüştüğümde aldığım cevap şu oldu:

"İşte abi, Türkiye'de sağlığın geldiği nokta bu..."

18 Ağustos 2011

08 Haziran 2011

Rüyalar Gerçek Olursa...

Haziran 08, 2011

Acı başlıklı yazımda anlatmıştım rüyamı... Aklımın ucundan geçmezdi belki bir an bunların gerçek olabileceği...

Olayın başı çok önemli değil arkadaşlarla eğlenmeye gidiyorduk. 8-9 arkadaş uzun süren bir çalışmanın soununda eğlenmeyi hak ettik. Yola çıktık gidiyoruz derken geç de olsa, Eda'nın bizimle olmadığını fark ettim. Kızdım ilk etapta ancak daha sonradan Eda'nın evine gidip, tutup kolundan getirmeyi düşündüm.



Dediğim gibi de yaptım. Eda gereksiz ve saçma depresyonları yüzünden evden çıkmak istemiyordu. Tuttum kolundan götürdüm.

Bar'a geri döndük, tam giriyoruz derken duyduğum silah sesi ile sırtımda hissettiğim acı bir oldu. Yer'e atarken kendimi, tonla lanet yağdırdım, tonla kürettim. Rüyanın gerçek olması içten bile değildi. Neyse ki, çok geçmeden Ambulans geldi ve hastaneye kaldırdılar. Kürek kemiğimin tam altına denk gelmiş. Kolumu oynatırken hafif sorunlar olabilirmiş ama zamanla düzelir dediler... Artık ne kadarsa düzelirse...


Derken bir süre daha olaylar böyle devam ettikten sonra, yine uyandım! Artık bu tarz rüyalar sonrası rahatlasam da, küçük çapta tedirginlikler baş gösteriyor! Ne anormallik var bilemedim.


İki gün önce rüyamda tekrar vuruldum. Evimizin karşısında. Fakat bu sefer vurul vurul bir yere kadar, canıma tak etti ve ben de adamı vurdum.

Anlamıyorum ne biçim bir yaratığa dönüşüyorum rüyalarımda ama bir yandan da, tüm bunların gerçek olması korkutuyor...

07 Haziran 2011

Terkedilmiş...

Haziran 07, 2011
Terk edilmiş evler gibi aynı...



Yarım bırakılan, sonuna bir nokta konmayan bloglar... Öylece yarım bırakılmışlar... Bir, iki, üç sene önce girilmiş son yazılar sanki bir devamın geleceğini haber etmişler döneminde ama hiçbirinin devamı gelmemiş. Öylece bir anda, veda etmeden terkedilmişler... Kimisi tamamen yıkılmış artık kullanılamaz duruma gelmişken kimisi de aynı kaderi paylaşmakla yüzyüze...

İzlediğim blogların yarısını bu sebeple kaldırdım bugün. Hepsi terkedilmişlerdi uzun bir süre önce... Özellikle bazıları o kadar üzdü ki... Saray kadar güzel bir evi terk ettiğinizi düşünsenize, işte öylesine güzel kelimelerle, duygularla donatılmış bloglar öylesine bırakılmış bir noktada...

Üzüldüm...



(Fotoğraf: Tristan k)

06 Haziran 2011

Peri Fırtınası - 2. Bölüm

Haziran 06, 2011
Hayal bile değildi uçmak...

Adının Murat olduğunu sonradan öğrendiğimiz kızıl güvenlik görevlisi, bizim odasında ne işimiz olduğunu sorduğunda... Bir süre evelemeden gevelemeden sonra, dürüstlüğü seçip, kaçacağımızı itiraf ettik. Güldü Murat... Epey bir güldü... "Siz buradan nasıl kaçacağınızı zannediyorsunuz" demesi ile anlattı tüm hikayesini...

Murat burada çalışan bir çok kişinin koşullardan rahatsız olduğunu ancak isteseler bile işi bırakamadıklarını, geçmişteki bir çok firar'ın başarısız ya da sonunun kötü olduğundan bahsetti.

- Siz,... dedi ...yine şanslısınız. Lazımsınız çünkü bunlara.

Bunun üzerine uzun uzun konuştuk. Bizi kullanacaklarını biliyorduk elbette ama daha gelecek insanların olduğunu bilmiyorduk. Biz sadece ilk iki idik. Diğerleri geldikçe Murat'ın odasını toplanmak için kullandık. Artık plan kesindi ve Murat da içindeydi...

Bir kaç güne hocam tekrar geldi, artık hocam demek tiksindiriyor ya... Fakat farkettiğim önemli bir şey oldu. Zira hocam sadece bir anlaşma ortağı da değildi. Benimle konuşurken yüzüme bile bakmadı bu sefer. Lanet ettim kendisine ve yaptıklarına... 

 - Hiçbir şey yaptıramayacaksınız bana ve diğerlerine, bunu bir kere aklınıza sokun artık!!!
 - Aziz... Aziz! Keşke her şey senin benim isteğimle olsaydı... Ama yapacaksınız, daha durun hele, daha durun...

Bu konuşmanın üzerine arkadaşım ile Murat'ın odasına gittik... Artık harekete geçmek gerekli idi. Uzun konuşmaların ardından, Murat'ın odasına saklanmaya karar verdik, hep beraber, 8 kişi. Başlangıcı biraz zor bir plandı bu zira, kaçmış süsü vererek bir kaç günü Murat'ın odasında geçirecektik. Daha sonra zayıflayan güvenlikten faydalanıp, gerçek firarı gerçekleştirecektik. 

Kafama takılan yakında bir yerleşim birimi olmamasıydı. "Peki nasıl ulaşacağız bir yerlere" dediğimde Murat'a, yakında bir dağ evi olduğunu ve yamacın ters tarafında olduğu için buradan görünmediğini, orada bir yardım ateşi yakıp bekleyeceğimizi söyledi...

3 gün sonrası olağan bir kutlama günü idi orada. Büyük bir aile burada ikamet eden. Aile mafya işlerinden bağımsız yaşıyor. Adları temiz yani anlayacağınız. Eğlence erken başlasa da, kutlama yemeğinin yeneceği sırada hafiften başlayan rüzgar, bir anda güçleniyor yağmurla beraber...

O zaman ilk defa duydum ne olduğunu Peri Fırtınası'nın... Anons yapılıyor aile üyelerinden biri tarafından: "Sevgili dostlar, aldığımız rapora göre, Peri Fırtınası bu sene beklenenden erken geldi. Sizden isteğimiz evde kalmanız ve odalarınızdan dışarı adım atmamanız. Can sağlığınızı düşünüyorsanız, bu duyuruyu lütfen dikkate alınız!"

Murat, Peri Fırtınası'nın inaılmaz bir fırtına olduğunu söyledi. Fırtına çok kuvvetli olmasa da, yeri gerçek anlamda yerinden oynatan bir fırtına idi... ve Murat ekledi: "İşte bizim için fırsat budur!"

Fırtına'nın tüm elektrik sistemini alt üst etmesi ile birlikte fırladık dışarı hep beraber ve ilerlerken birden büyük bir sarsıntı ile yarıldı yer... Tepenin ortasında kocaman bir çatlak oluştu. Tam o çatlağa doğru bakarken, göklere yükselmeye başladık!!! Fırtına kara parçasını havalandırmıştı, üzerinde bulunduğumuz... ve yükseldik... Koca kara parçası uçuyordu adeta... Ancak kısa bir süre sonra alçalmaya başladık. Fakat yükseldiğimizden çok alçalıyorduk. Uzun bir süre geçtikten sonra, tam da planladığımız dağın yamacına çakıldık...

Etrafa bakmamla beraber yaşadığım şok bir ayrı olsa da Murat aldırmadan, küçük bir yokuştan aşağı inerek yakmak için bir balya aramaya gitti... Mimarisi hiç de hoş olmayan, farklı bir yere düşmüştük biz... Bu dağ evi hiç rahat vermiyordu zira, Murat'ın yaktığı turuncu saman balyası da...

 - Murat! Nerede olduğumuzun farkında mısın? Burası hiç bir dağ evine benzemiyor!!
 - Farkındayım, ama kaybedecek vaktimiz yok, nihayetinde dağın yamacında hala bir dağ evi...
 - Yukarıda birileri var? Onlardan yardım isteyelim... dedim tam o anda, yukarıda farkettiğim iki insanı görür görmez.

Genişçe yokuşu çıktıktan sonra tam yardım isteyecektik ki, gördüğümüz görüntü kaçmamızı gerektiriyordu, zira oradakiler, insan değil, uzun kafalı, kırmızı gözlü yaratıklardı... Diğerlerinin yanına koştuk direk ve oradan kısa bir yürüşüyün ardından tamamı Roma tarzında, taşlardan yapılmış bir şehre girdik. Lakin her yer, o garip insanlardan doluydu. Kör olduklarını o ara farkettik.

Şehrin içinde koşarken birden bir labirent'e girdik... Nereye gideceğiz, derken labirentin içinde karşımıza, yanımızdaki 4 kızın babaları olduğunu iddia eden, neredeyse aynı takım elbiseyi giyinmiş ellerinde şemsiye 4 adam çıktı... 

"Oh şükür, bulduk kızlarımızı!!!" diyerekten bize doğru yaklaşırlarken durdurduk onları ve kızlara döndük: "Bunlar babalarınız mı sizin?"

Biri cevap verdi:
 - Evet, ama babam ne böyle giyinir ne de konuşur. Ben hiç hoşlanmadım bu durumdan...

Bunun üzerine adamları başımızdan savıp devam ettik labirente ve bir şehre çıktık yine... Soğuk, donuk, karanlık ama kalabalık bir şehre... Sağa sola bakınırken, tabelalarda, reklamlarda yazan Kril alfabesini farkettik. Tam kril alfabesinden dolayı herhalde Rusya'da bir yerde olsak diyecektim ki, yazanlar Türkçe idi!

O an neye uğradığımızı şaşırarak devam ettik ve ilk karşılaştığımız iki kıza sorduk: "Neler oluyor, neredeyiz biz?"

Kızlar şaşkın şakın birbirine bakıp:
 - Eski Türkçe? Eski Türkçe mi konuştu bunlar? dediler... Kzıların konuştuklarını az buçuk anladık...
 - Niye kril alfabesi kullanıyorsunuz?
 - Kril alfabesi ne demek ya? Başka alfabe var sanki... Bin yıllardır bu alfabeyi kullanıyoruz...
 - Bin yıllar?
 - Dalga mı geçiyorsunuz bizimle?
 - Afedersiniz ama hangi yıldayız biz!
 - 27152!!!



Hayır, hayır, hayır! 27152? Nasıl yani....Bir an her şey değişti, çevreye bakışımız, algımız... Peki neden süper modern bir şehirden öte '80 Yugoslavya'sı tadı veriyordu heryer?

Kızlar devriye polislerini aradılar derhal. Polis geldi, gecikmeden. Kırmızı ilginç bir kıyafet giyiyorlardı. Bizi anlamakta zorluk çektikten sonra damgamızı göstermemizi istediler bizden. Damga?? Bir süre birbirimizi anlamaya çalıştıktan sonra, Murat cebinden kimliğini çıkardı ve bunun üzerine gerçekleşen uzun telsiz görüşmelerinden sonra, tutuklanarak bir polis trenine bindirildik. Şehrin tramway hattında dolaşan bir polis treni.

Murat'ı yanıma oturttum trende... 25 bin yıl. Yüzyıl değil, bin yıl değil, 25 bin yıl geleceğe gitmek!!? Tam o esnada arkamdan kulağıma fısıldadı birisi: "Ne hissettiğinizi ben çok iyi biliyorum, evet 25 bin yıl!!!"....

O fısıltıyla birlikte odamda buldum kendimi. Sağıma soluma bakındım. Omzumda inanılmaz bir ağrı vardı... Bir iki saniyeden sonra farkettim uyandığımı...

Uyuyakalmak kötü... Hele ki ters bir şekilde, omzun üstüne yatarak. O değil de, hâlâ acıyor omzum...



Peri Fırtınası - 1. Bölüm

Haziran 06, 2011
Hayal bile değildi zaman yolculuğu...

Ama her şey, hocam ve 2 arakdaşımla beraber o ıssız tepeye gitmemizle başladı... Uzaktan bile hoşuma gitmemişti görüntüsü. 


Arabadan indiğimizde bir grup insan karşıladı bizi. Çok yüksek güvenlik önlemleri altında korunan böyle bir yerde bizim ne işimiz vardı hiç bilimiyorum. "Her şey hazır mı hocam?" dedi adamlardan birisi. "Planlandığı gibi..." cevabını verdikten sonra hocam, içeriye buyur ettiler bizi.

Önce ben geçtim dar kapıdan ve onu takip eden dar ama kısa merdivenlerden. Yarım kat yukarıdaki salonda beyaz kazaklı, saçı at kuyruğu bir kız dışında 5 adam vardı, hepsi takım elbiseler içinde.

Sonradan bir kişi daha geldi ki içeri, ben o anda ne olup bittiğini hızlı bir şekilde anlamam gerektiğini farkettim. Uzun süredir aranılan meşhur bir suçluydu bu adam. Mafya'nın allahı... Oturdu yavaşça, son kalan, boş, siyah deri koltuğa ve bana döndü: "Hoş geldiniz Aziz bey..."

Bir an nevrim döndü! Ben hocamın ve arkadaşlarımın da içeriye geçeceği düşüncesi içersindeydim ve hatta beklemekteydim o ana kadar lakin, onlar anlaşma karşılığı beni getirmişti bu adama. Bir yandan bu adamın beni ne yapacağını düşünürken, o yine konuşmaya başladı, yanındaki çekmeceden şırınga tabancasını çıkarırken:

 - Buralarda işler pek öyle beklendiği gibi gitmiyor bu aralar, her şey pek yolunda değil. Tabi ki, bunların da belli başlı sorumluları var...

Tüm bunları söylerken  bir doz ilacı doldurdu tabancaya, yine yavaşça ve yanımdaki Fehmi Bey'e seslendi, arkanızdaki kutuyu bana uzatır mısınız diye...  Fehmi Bey'in ise arkasına dönmesiyle, o koca bir doz zehirli ilacı boynundan yemesi bir oldu ve koltuktan düşerek can verdi gözümüzün önünde... Hemen ardından küçük kıza doğru çevirdi silahı adam ve küçük kız bir anda eğilerek;


 - Dede yaaa!..... Yapma şöyle....
 - Bu veledi de vuracağım bir gün ya, kıyamıyorum işte... Lafı uzatmadan, siz şimdi odanıza geçin Aziz Bey... dedi silahı bana doğrulturken ve ekledi... ...ve sorumsuzların başına ne geldiğini unutmayalım!


Herkes odayı terketti ve ben fırsatını bulup, kapıdan çıkıp, şansıma kaçtım oradan... Ama nasıl bir kaçış!

Şehre döndüm... Çok sevdiğim -ve hoşlandığım- bir arkadaşımla karşılaştığımızda o da arandığını anlattı aynı adamlar tarafından ve benzer bir hikaye gelmişti başına. O sırada tam telefona sarılacaktım ki, benim peşimde olabilirler lütfen gidelim demesiyle kendimizi bir ara sokakta koşarken bulduk... Viyana'nın o dar ve güzel sokağından ele ele koşarken sevdiğim kız ile, bir şeyden kaçmıyor olmayı yeğlerdim, ama...

Maalesef geri götürüldük. Bir de üzerine güveliğin artırılmış olması sürprizi eklendi... Fakat yine de durmak akıl kârı değildi, arkadaşımı ikna ettim kaçmak için ancak başarılı bir girişim olmadı. En azından kafaladğımız bir güvenlik görevlisinin odasında saklanıyorduk artık, Peri Fırtınası'na kadar...

...





(Resimler: Lupum SinguraticumCarola Angulo)

05 Haziran 2011

To Write List

Haziran 05, 2011
Çok uzun bu yazılacaklar listesi artık... Her ne kadar bunların birçoğu taslaklarda üç beş karalanmış olsa da, bir süre zamanımı bloga harcamam gerekiyor zannedersem...

Yazılacakların arasında en baba olanlar Seyahatname-cikler şu durumda... Zira 2009'da ben Kore'ye gittikten sonra 8 ülke, 10 binlerce kilometre daha gezdim...

Diyaloglar'ın belirli bir gelme sıklığı olmasa da, bazıları sona geliyor... Duygusal Diyaloglar çok önceleri bir sona gelmişti zaten. Arzulu Diyaloglar'ın da büyük finalini umarım yakın zamanda yazabilirim sizlere... Geriye kalan diyaloglar (Onurlu, Neşeli, Şaşıran ve Numaradan) ise, kişilerle görüşme sıklığına ve/veya malzemeye bağlı olarak gelişiyor...

Ancak tüm bunların arasına yeni bir diyalog serisi de eklenecek yakında: Büyülü Diyaloglar!

Kayıp Sermaye ve Külliyen Yalan serilerinin hali hazırda birkaç yazısı daha var gelecek olan.

OUATIML ve Boş Konuşma ise konu geldikçe devam ediyor zaten.

Neden böyle bir bilgilendirme yapma gereği duydum hoş, onu da bilimiyorum ama zannedersem, yazmam gereken yazıları yazma hatırlatması yapıyorum kendi kendime.

02 Haziran 2011

Tasarım vesaire vesaire...

Haziran 02, 2011

Uzun bir süre önce blogun tasarımı için epey uğraştım... Aslında tüm bu çalışmalar aşağı yukarı  yıl önce Foliage teması ile tanıştığımda ortaya çıktı.


Foliage (şu andaki blog tasarımı) esasen bir wordpress teması iken blogger formatına dönüştürülmüş. Ancak bu noktada benim hoşuma gitmeyen bazı noktalar vardı ve bunlarla ilgili tema üzerinden çalışmaya başladım.

- Blogger formatına dönüştürülen orijinal tasarımda sağ menü yoktu. Dolayısı ile bir süre vakti, sağ menü oluşturmaya harcadım. Ve başardım. 
- Fakat bundan sonraki ilk problem sağ menü üzerine gadget yerleştirememem oldu. Bunu da bir şekilde çözdüm. 

- Gerekli düzeltmeleri yapıp, türkçeleştirdikten sonra temayı yayına koydum...

Ancak tabi sorunlar halen bitmiş değil:

- Sorunlardan bir tanesi madde imi kullanamamam. Madde imleri kullandığımda çıkan küçük gif resmi, ilk karakterlerin üzerine denk geliyor...
- Sağ menüdeki etiketlerden birine tıklayınca gelen sonuçlar, sağ menünün bittiği yerden itibaren görüntülenmeye başlıyor... Nedenini halen çözemedim...
- Sağ menü'ye istediğim gadgetı kolayca ekleyemiyorum çünkü kontrol panelindeki, "gadget ekle" butonundan eklediklerim menüde görüntülenmiyor. Html'den eklemek zorunda kalıyorum...

Velhasıl, umarım yakın zamanda bu problemlerin de üstesinden geleceğim. En son olarak yaptığım değişik, yukarıdaki ajax (tut-çek) menüye internet ortamındaki diğer sayfalarımın linklerini ekledim. DeviantArt, Portfolio, IMDb, vs...

Umarım bir gün sorunsuz bir şekilde bu temayı kullanabilmek üzere....

01 Haziran 2011

Post-op

Haziran 01, 2011

Başarılı bir operasyon geçirdikten sonra, bir hafta önce eve döndüm... Dün'e kadar devam eden şiddetli sızılar kendini çok hafif, hatta kendini hissettirmeyen minik sızılara bıraktı... 



Tamponların alınmasından sonra gelen burun tıkanıklığı ise dün tamamen kaybolduğu için, tekrardan derin bir nefes aldım her iki burun değilimden de...

Ne var ki, alışmış olduğum için, ağzımdan nefes alıp vermemek mümkün değil benim adıma ama, her hava darlığında, sigara dumanında, nefessiz kalmaktan kurtulmuş oldum bu sayede... 

Derin bir oh çektim yani...

Hmm.. Bir de, bıyıklarımı da korudum :)

Ne İzliyorum?

StZiza

En Son Yazılar

randomposts