մի Հայերեն մարդ

Salı, Nisan 21, 2009 H.Aziz Kayıhan 0 Yorum

Evrilmiş insan oğlu yıllar yılı... Bugünlere, kimine göre bir hücreyle başladığı evrim sonucu gelmiş, kimine göre de ilk insanlar Adem ile Havva'dan. Nasıl olduğunun konu ile bir alakası yok. Sonuçta bir yerden gelmişiz ve hepimiz aynı kökenden, aynı kandanız.

Fakat nedense sayımız arttıkça aynı kandan da olsak, karındaş belki baba-oğul dahi olsak birbirimizi katletmekten, birbirimize düşman olmaktan kaçınmamışız. Hatta gün gelmiş ayırmışız kendimizi diğer insanlardan, isimler koymuşuz... Kimimiz Türk olmuşuz, kimimiz Yunan, kimimiz Ermeni. Birbirimizi sınıflamak da yetmemiş diğer sınıflardan atfedilmek hakaret gibi olmuş üzerimize... Kendimiz dışında kalanları da hiç bir zaman beğenmemişiz.

Bunun da aslında elma meselesinden bir farkı yok, kendimizi sınıflandırmak konusunda. Halbuki hepimiz insan evladıyız, hepimiz aynı türün devamlarıyız. Ne var ki atalarımızdan bize aktarılan en kötü özellik olagelmiş kin duygusu. Bu kin o kadar büyümüş ki içimizde, halen birbirimize rahat vermiyoruz, hem de atalarımızın yaptığı hatalardan ötürü tanımadığımız insanlara karşı...

İşte Makedonya gezisi öncesi bu acıklı tabloyu daha derinden gördüm; Yüksek Jeofizik Mühendisi olan Ermeni bir adamın kullandığı taksiye bindiğimde... Arkadaşları yaşadıkları yerleri, evlerini terk etmek zorunda kalmışlar zamanla, okullarını bitirdikten sonra yada henüz bitiremeden. İşte bu adam ısrar etmiş, mühendis olmakla kalmamış üstüne yüksek lisansı da tamamlamış. Belirli süre bir yerlerde çalışmış fakat çok geçmeden etnik kökeninden kaynaklı rahatsızlıklar, baskılar onu taksinin şoför koltuğuna itmiş. Yine de vazgeçmemiş, ve ayrılmamış doğduğu büyüdüğü topraklardan, terk etmemiş evini.

Tarihte ne yaşanmışsa yaşanmış. Günümüzle bağdaştıramam. Bugünlerde yine aynı konu doruğa tırmanıyor. Alt tarafı bir futbol maçı oynanacak olsa da insanlar "Kardeşimin katilleri gelemezler memleketime" nidaları atabiliyorlar. Ne diye peki? Ne için? Atalarının yaptıklarının cezasını o çocuklar çekmek durumunda mı? Kastedilen "hoşgörü" buraya kadar mı?

Bu kin duygusundan ne zaman kurtulmayı düşünüyoruz acaba, ne zaman gerçekten barışın peşine düşmeyi planlıyoruz? Ya da ne zaman hep söylediğimiz gibi çocuklarımıza güzel yarınlar bırakmak için çabalayacağız?

Ben bu sorular arasında sıkışıp kalıyorum, sonra hayatım daralıyor, nefes alamıyorum, boğuluyorum. Güzel bir geleceğin yok olduğu her bir günü geride bıraktıkça ben biraz daha yok oluyorum...

(Hazır cevap: "Onlar yapıyorsa biz de yaparız!", "Onlar şöyle böyle yapacak da biz bağrımızı mı açacağız?!"... Unutmayın ki kıyas hiçbir zaman barışı getirmedi bu dünyaya, sadece nefreti yaydı, kan döktü...)


(Fotoğraf: fotograf.yazidunyasi.com)

0 yorum: