21 Şubat 2013

Cadı'ya Masallar - II

Şubat 21, 2013

Merlow ve İcatları

Bir varmış, bir yokmuş, hikayeler anlatıladururmuş. Değirmen su taşırken, aylar akar geçermiş. Develer tellal olur, tek boynuzun masalını çığırırlarmış...

Penceresinden ayları sayarmış Merlow, geçirdiği zamanı takip edebilmek için. Kasabaya geldiğinden beri dört yeni ay geçmiş. Geçmiş zaman geçmesine ama, Merlow bir sürü nicelikler öğrenmiş...

Palyaço ile konuştuktan sonra kasabaya dönen Merlow, bir ahşap atölyesine gider. Fakat bu ahşap atölyesi öyle sıradan bir yer değildir Merlow için. Bu ahşap atölyesinin ustası, oyuncak üretmektedir. Hikayenin meşhur Gepetto ustası gelir aklına hemen Merlow'un. Yanına çekine çekine gittiği oyuncak ustası, şişman, sakallı ve gür saçlı birisidir. 

Merlow'u görünce kaşlarını çatarak bakması, beklemediği bir karşılamadır Merlow'un. "Korkuttum mu seni, ufaklık?" derken gülümsemeye bırakır yüzündeki ifadeyi usta, bir yandan köşede duran gözlüklerine uzanırken.
 - Gözlerim görmez benim pek, ama ne zaman ki, görmeye ihtiyacım olmayacak kaba işlerle uğraşırım, atarım  bu camları bir kenara...
 - "Ben...." der Merlow çekine çekine...
 - Sever misin oyuncakları? 
 - Eh...

 - Eh mi, oyuncak sevmeyen çocuk mu olurmuş ufaklık?
 - Kitap severim ben çok... Yıldızları bir de... Bir de.... Iııı... Gökkuşağı'nı... 
 - Söyle o halde akıllı bıdık, adın ne, ne ararsın buralarda tek başına?

İlk başta biraz çekine çekine, sonra sakallı oyuncak ustası Petrov'un gülümseyen yüzünü gördükçe, heyecanla, anlatır hikayesini Merlow. Uzunca bir diyaloğa tutuşurlar Petrov usta ile, çocukça olduğu kadar olgun da bir diyaloğa... İşte Merlow'un ahşabın dilini öğrenmeye başlaması bu minik atölyede, böyle başlar.

Becerikliliği, Merlow'u kısa sürede iyi bir çırak haline getirir. Çalışkan bir çocuk olan Merlow, kısa sürede ahşaptan iyice anlar hale gelir. Bunu akşamları, arta kalan ağaçları, yontarak, onlarla yeni aletler yaparak gerçekleştirmiştir. Merlow geçen dört aydan sonra, artık gitme vaktinin geldiğini bir akşamüstü yağan bahar yağmurundan anlar. Gökkuşağı'nı görür görmez gözlerinin önüne gelir yine Tek boynuz...

Ancak bu sefer kendini apar topar yollara atmaz. İşe koyulur. İşine yarayacak güzel aletler yapar kendine ahşaptan. Sandığının tekerleklerini yenileyerek başlar işe...

2 haftasını hazırlıklarıyla geçirdikten sonra, vakit gelmiştir Merlow için. Ustası ile vedalaşır yola koyulmak üzere. Ustası, sandığına, Merlow için hazırladığı çeşitli, ufak tefek, yontma aletlerini bırakır...
 - Petrov ustanı unutmayacaksın Merlow, yoksa bozuşuruz senle?!
 - Unutmam usta!
 - Aferin, delikanlı... Büyüyorsun artık. Yolun açık olsun demek düşer bana, ama burada bir evin olduğunu da hiçbir zaman unutma. Ben sadece minik bir tohum serptim sana öğrettiklerimle. Ve biliyorum ki, sen o tohuma çok iyi bakacaksın, büyütüp güzelleştireceksin.. Gökkuşağı'na gelince de...

Petrov kulağına yaklaşır Merlow'un ve bir şeyler fısıldar kulağına. Merlow'un ustasını bıraktığı için asık olan suratı yerini tatlı bir gülümsemeye bırakır ustasının kulağına fısıldadıkları ile... Sarılır boynuna kocaman Petrov ustanın ve koyulur yoluna... 

Hafiften yağmur başlar Merlow kasabayı terk ederken  sanki kasabanın gözyaşlarıymışçasına ve yola koyulur Merlow, Gökkuşağı'na...


(Resim: Ernst Juch'un Toy Maker isimli tablosu)

11 Ocak 2013

Google+ Circles

Ocak 11, 2013
Google+'a ilk çıktığı zamanlarda, davet ile üye olmama ve beğenmeme rağmen, "Circle" mantığını çözemediğim, ve herkesi belli "circle"a taşımak uğraştırıcı olduğu için sonradan kullanmayı bırakmıştım.

Geçenlerde, telefona da Google+ yüklemem üzerine tekrar bir şans vermek istedim.

Tabi, bu yaşadığım en büyük zorluklardan birini de hatırlattı bana: Kişileri kendi çemberlerime eklemek!

Google+'ta kişileri çemberlere kolayca ekleyebileceğiniz, üstte kişilerin, altta da çemberlerin bulunduğu bir sayfa mevcut. Bu sayfa olayı gerçekten kolaylaştırıyor, ancak bunun da bir sorunu yok değil:
Bu sayfa üzerinde 1 kişiyi bir çembere eklediğinizde, yukarıdaki listeden kayboluveriyorlar. Böylece, özellikle birden çok kişiyi birden çok çembere eklemek istiyorsanız sıkıntı yaşıyorsunuz.

Bu noktada, çemberlere biraz Facebook bakış açısı getirmek mümkün. Google+'taki çemberler aslında Facebook'taki arkadaş listelerinden farklı değil. Facebook'ta bir kişiyi direk olarak listelerimize eklemiyoruz, önce arkadaş olarak eklememiz lazım. Daha sonrasında onları istediğimiz listelere atayabiliyoruz (ne var ki Facebook'ta arkadaş listelerini kullanmayan çok kişi var).

Google+'ı da bu açıdan Facebook mantığına getirmek, çemberlere kişileri eklemeyi kolaylaştırıyor. Google+'da "Arkadaşlarım" adında bir çember olduğunu ve herkesin istisnasız bu listede olduğunu düşünün, işte bu Facebook'taki arkadaşlar ile aynı kavram.

Bu noktada (özellikle Google+'a yeni geçecekseniz işe yarayacak bir durum) kişileri çemberlere taşıdığımız sayfaya geldiğimizde, yukarı kısımda "Arkadaşlar" çemberini görüntülersek, artık o kişileri hangi çembere taşırsak taşıyalım, yukarıdan kaybolmayacaklar.

Bu genel liste aynı zamanda, tüm çemberlerinizle paylaşmak istediğiniz şeyleri daha kolay paylaşmanızı sağlayacak.

Arkadaşlar gibi kalabalık ve genel bir liste istemeyenler ise, yeni ekledikleri kişileri ekledikleri bir geçici liste oluşturabilirler.

31 Aralık 2012

Once Upon A Time In My Life - XIII

Aralık 31, 2012
2011  2012 2013



Yeni bir yıl daha bitiyor ve ben, ne kadar sakin ancak bir o kadar da güzel ve mutluluk dolu bir yıl geçirdiğimi düşünüyorum. Her zaman ki gibi, yine yaslanıp arkama izliyorum kendimi...

1 Ocak 2012
Bir kısmı yeni, çoğunluğu eski dostlar ve sevdicekle birlikte yepyeni bir yıla girdik... Mutlu ve güzel bir gece geçirdik, minicik fırında deneme yanılma ile kızartılmış kocaman bir hindi ile...

16 Şubat 2012
Sevdicekle birlikte ilk maceramıza yola çıktık. Bu macera, Ece sultanın ilk uçak yolculuğu ile başladı.

20 Şubat 2012
Kısa olsa da, çok güzel bir İstanbul macerası yaşadık. Gezilen görülen yerlerin, hasret giderilen dostların ardından, martılar eşliğinde, Haliç üzerinden günün batımı ile veda ettik İstanbul'a...



17 Mart 2012
Forum Kayseri'de planetaryumda geçici süre ile çalışmaya başladım. Bin bir çeşit insan türü gördüm, şaşırdım... Hatta zaman zaman dilimde tüy bitti.

23 Mart 2012
Kendimi bir an çalışmadığım bir kurumun fotoğrafçısı olarak buluverdim ve Ebru Şallı'nın imza gününün fotoğraflarını çektim.


6 Nisan 2012
2010 yılında Couchsurfing'in en yaşlı surferını ağırladıktan sonra en genç surferınıda ağırlamış oldum. 14 aylık olan Enzo, sadece anne babasını değil, hem mutlulu hem de görüşleri benim gibi iki çılgn fizikçi getirmişti...

28 Nisan 2012
Astronomi Bölümü'nün hocaları ve 2003'ten bu yana tüm öğrencilerinin temsil edildiği bir grupla Kapuzbaşı Şelaleleri'ne pikniğe gittik. Kapuzbaşı'na ilk defa gittiğim bu piknik bölümden arkadaşlarla beraber geçirdiğimiz güzel bir gün oldu...

30 Nisan 2012
Beyaz Cüce'den sonra dahil olduğum 2. arkadaş-bilim topluluğu olan Radio Wave Hunters'a katıldım.

5 Mayıs 2012
Vikipedi'den bir kullanıcının isteği üzerine Herakles Lahdi'nin fotoğraflarını çekmek için Kayseri Arkeoloji Müzesi'ne gittik. Hayatımda ilk defa mumya gördüğüm müze, gezilmeye ve görülmeye değerdi.

Müze ziyaretini güzel bir Şebnem Ferah konseri ile devam ettirdik. Sevdicek Şebnem Ferah sevmese de, uzaktan ona, Şebnem üzerinden sevgimi taşıdım...

19 Mayıs 2012
Yine bir planetaryum işi için, bu kez sevdicek ile Elazığ'a gittik. Bu ziyaret Doğu Anadolu Bölgesi'ne ilk ayak basışım oldu. Bize kalan vakitlerde ise Gerek Tuğrul ve İbrahim ile, gerek sevdicekle ile başbaşa güzel vakitler geçirdik, inanılmaz güzel ve bir o kadar ucuz yemeklerden tattık.

14 Haziran 2012
Ece sultan ile Denizli'ye ailemi ziyarete gittik. Denizli'yi gezip görmemizin yanında, her istediğimizi yapamasak da ailemle, güzel ve bolca vakit geçirdik.

29 Haziran 2012
RWH uzun süreden sonra gerçekleştirdiği en organize ve en doğru gözlemleri sonrasında, radyo meteor gözlemlerinin nasıl yapılması gerektiği hakkında çok daha fazla tecrübeye sahip oldu.


1 Temmuz 2012
Operasyon Tesla kapsamında İhsan, Atilla ve sevdicek, Kayseri'den Adana'ya yol çıktık. 3 gün geçirdiğimiz Adana'da beraber güzel vakit geçirdik, eğlendik...


15 Temmuz 2012
Son dakika haberi ile apar topar gözlemevine koşup, Jüpiter örtülmesini gözlemledik.

19 Temmuz 2012
RWH olarak, ERT-5 teleskop binamıza Perseid gözlemleri için antenlerimizi ve sistemlerimizi kurduk.

30 Temmuz 2012
Yine doğdum! Sevdiceğin hazırladığı bir yığın, dolu mu dolu, güzel mi güzel bir doğum günü kutlamasına maruz kaldım. Bitmek bilmeyen bir doğum günü silsilesinde, FFÖ, Kerem, Halil, Sena, İhsan ve Ece sultan benimle beraberdi. Hayatımdaki diğer bir "en güzel hediye"yi aldım...

21 Ağustos 2012
Ramazan Bayramı'nın 3. gününde Aster bünyesinde, Uzaybimer'de düzenlenen "Şeker Gibi Gözlem" etkinliği, uzun süreden sonra gerçekleştirilen ilk hak gözlemi olmasının yanında, katılımı epey yüksek olan bir gözlemdi.

23 Ağustos 2012
RWH'nin ERT-5 istasyonundan aldığı verileri incelerken, uzun süren uğraşlarımızın başarıya ulaştığını gösteren, ve beklediğimizden daha uzağı dinleyebildiğimiz Slovakia Fun Radio jingleını buldum.

25 Ağustos 2012
Sevdiceğin sunuculuğunu yapacağı Ulusal Astronomi Kongresi için Malatya'ya gittik. Kongre hazırlıklarını tamamladık. İnönü Üniversitesi Gözlemevi'ni gördük.

1 Eylül 2012
Güzel ancak katılımı az bir astronomi kongresi geçirdik. 5 çalışma ile katıldığım kongrede sevdicek ilk sunumunu yaparken RWH de radyo meteor gözlemlerini sundu ve halka açıldı.

Kongre boyunca yapılan gezi kapsamında ise, uzun yıllardır görmeyi istediğim Nemrut Dağı'na çıktım.

26 Eylül 2012
Sevdicekle uzun uğraşlarımız sonuç verdi ve SGC ve IAC'ye katılmak üzere İtalya'ya gittik.

30 Eylül 2012
Napoli'de Witchie katıldı bize. Neredeyse bir yıldan beri görmediğim için sarıldım doya doya... Sonra apar topar trene atlayıp Roma maceramıza başladık.

Sevdicek ve Witchie ile beraber Roma'da süper güzel bir gün geçirdik. Uzun yıllardır görmek istediğim bir yer olan Roma'yı da böylelikle görmüş oldum, hem de iki güzeller güzeli insanla...

13 Ekim 2012
İtalya'dan ayağımın tozu ile geldiğim Kayseri'de, Alpine takımı ile birlikte yaptığımız ancak maalesef sadece 3 öncül asteroid keşfi ile sonuçlanan keşif çalışmalarını aktarmak üzere bir seminer verdim.

25 Kasım 2012
Uzun yıllardır planladığımız ancak gerçekleştiremediğimiz Astronomi Günleri'nin beşincisini düzenledik. Etkinliğe katılım her ne kadar iyi olmasa da, sunumlar ve katılımcılar süperdi. Afterparty ise, her tür dertten uzaklaştırdı bizi...

6 Aralık 2012
Sevdiceğin doğum günü için ablamla beraber Adana'ya gittik. Ece sultanı bir yıl daha yaşlandırırken, güzel mi güzel vakit geçirdik.

15 Aralık 2012
Sevdicekle beraber Ankara'ya gidip, İtalya'dan sonra Witchie ile tekrar güzel vakit geçirdik.

21 Aralık 2012
Kıyamet kopayazdı.... :)

30 Aralık 2012
OnurCUK'un doğum günü için gittiğimiz Ankara'da bir yıldan sonra sadece OnurCUK'u değil, başta James olmak üzere bir çok dostlarımı gördüm... Bu güzel hafta sonu kaçamağını, sevdicek için bir ilk olması için, ona güzel bir Anıtkabir ziyareti süsledim...

31 Aralık 2012
Sevdiceğin beraberinde, 3 değerli insan, Can, Barış ve İsrafil ile yeni bir yıla girerken, kendimce, güzel bir yıl geçirdiğimi düşündüm ve mutlu oldum...



(Fotoğraflar sırası ile, HAK (H. Aziz KAYIHAN), bir Koreli, HAK, Mortiz BREHM, Mehmet YEMEN, HAK -ve sonraki 5-, Serkan YILDIZ, diğer Romalı asker, HAK ve Can TERZİOĞLU tarafından çekilmiştir.)

22 Ekim 2012

Cadı'ya Masallar - I

Ekim 22, 2012

Merlow ve Sandığı

Bir varmış, bir yokmuş, hikayeler anlatıladururmuş. Zaman geçer, su dereden akarmış. Ay ışığı geceyi aydınlatırken, periler masalları çocuklara fısıldarmış...

Yine Ay ışığının aydınlattığı bir gecede annesinin ona anlattığı masaldan öğrenmiş tekboynuzların ne olduğunu, Merlow. Gökkuşağı her zaman, güzel ve çekicidir her yaş için. Hele bir çocuk için ise, daha güzel ve alımlıdır.  Merlow'un bu geceye kadar bilmediği şey ise, gökkuşağının bir ucunda olduğu söylenen hazinenin başında bir tekboynuzun beklediği imiş.


Merlow, idealist olmasına idealist, ancak kendi içine kapanık bir çocuk. Arkadaşlarıyla pek oynamaz, kendi kafasında binbir türlü hayaller kurar, okuduğu kitaplardan bildiği kahramanlarla da bu hayalleri bezermiş. Ne var ki, bu hayalleri, annesinin o masalı anlattığı geceden sonra, hep bir tekboynuza bağlanmış adeta. Kafasından atamamış bir türlü, gökkuşağının ucundaki hazineyi değil de, onu bekleyen tekboynuzu... 

İşte cin fikirliliğini kullanıp, evden kaçmasına sebep olan hayal de bu olmuş. Bir gece, odasında eşyalarını sakladığı sandığa, oyuncaklarından bozma iki tekerlek takan Merlow, o geceyi karşılayan sabahla beraber, henüz Güneş uyanmadan, evinden kaçar... Derdi, tekboynuzu bulmaktır, gökkuşağına doğru yürüyüp. Merlow zeki bir çocuk, okuduğu kitaplardan gökkuşağına ulaşmanın zor olduğunu çok iyi bilmesine rağmen, hayallerine sığdıramadığı o tekboynuzu görmek pahasına dökülür yola...

Artık ev uzaktır Merlow'a ve sandığı hayatı olmuştur ona. Yer yer ürküp, içinde uyuduğu sandığı, evi oluverir bundan sonraki günlerinde...

Geceleri oturup yıldızları izlerken tekboynuzu düşünür yine hayallerinde; morlu, yeşilli yelesi olduğunu hayal ettiği beyaz bir tekboynuz. Boynuzu ise tarif edilesi değildir, sanki en değerli taş, en değerli mücevherat yanında hiç kalır... Tüm bu hayallerden sonra kendi çelişkisine düşüp lanet eder yıldızlara ve yağmurun gelmesini ister, günün ilk ışığıyla...

Günler geçer... Merlow bezgin bir şekilde dolanmakta iken, bir palyaço ile karşılaşır yolda... Palyaço, kasabadan az biraz uzakta bir yerde, eşyalarını toplamaktadır, başka kasabalara, başka çocuklara ulaşmak için. "Merhaba" der Merlow, çekine çekine:

 - Hooo! Merhaba genç delikanlı! N'aparsın buralarda, gösteriyi çok mu sevdin yoksa?

"Evet!" der Merlow, yine çekinerek...

 - Adın ne bakayım senin ufaklık?
 - Merlow benim adım.
 - Söyle bakalım Merlow, ne taşıyorsun o sandığının içinde, oyuncaklarını mı?
 - Evim o sandık benim, eşyalarım var içinde...
 - Nasıl yani!? Sen evinden uzak olmak için biraz genççe değil misin?
 - Gökkuşağı'na gidiyorum ben! Günlerdir yollardayım...

Şaşırır palyaço, bir yandan Merlow'u ne kadar sıradan bir çocuk gibi görmeye çalışsa da, gözlerindeki kararlılık şaşırtmaktadır onu. Konuşmaya devam ederler bir süre daha Merlow'un serüveni üzerine ve Palyaço bir şeyi itiraf eder:

 - 22 yıl önceydi, küçüğüm. Evimi barkımı bıraktım, yollara koyuldum. Amacım Gökkuşağı'na erişmekti, aynı sen gibi. Ama ben hazinenin, zenginliğin peşinde idim. Dolandım, dolandım, dolandım... Erişemedim ona. Sonra hayatımı yoluma koymak için gökkuşağının renklerini saçıma, yüzüme, kendime bezeyip, insanlara şebeklik yaparak para kazanmaya, karnımı doyurmaya başladım. Anladım ki gökkuşağı benden çok uzaktı... ve sonunda bıraktım. Artık derdim, kendim bulamadığım mutluluğu kasabalı çocuklara ve büyüklere verebilmektir. Ancak sana benden bir tavsiye, gökkuşağı kolay erişilir bir şey değildir... Dikkatli ol, harap olma bu yollarda, Gökkuşağı izinde, sandığın peşinde...

Vedalaşırlar palyaço ile... Merlow'u bu konuşmalar üzerine bir sürü korku ve bir dizi endişe sarmıştır. O gün palyaçoyu izlediği kasabaya geri döner Merlow, hem biraz olsun dinlenmek, hem de küçük bir dükkanda karın tokluğuna çıraklık yapmak için...


(Çizimler (sırası ile): Ulla Hennig, Sabra A. Scherer)

14 Ekim 2012

Treni Durdurun!

Ekim 14, 2012
Trenlere özel bir durum olduğunu düşünüyorum bazen bunun. İlkini 2006 yılında Denizli'ye kampa gelen cücelerle yaşamıştık. Trenleri yakalayamıyoruz... Sürekli "treni durdurun!" nidaları ile gara koşturarak girmeleri, gara telefon edip treni bekletmelerini istemeler vesaire...

Bugün de sevdicek ile Tesla'yı Adana'ya götürme serüveninin başında Erciyes Ekspresi'ne, önce telefonda, daha sonra gara koşarken "Treni durdurun" nidaları ile yetiştik. Neyse ki beklettiler treni sağ olsunlar da, sıkıntısız vardık Adana'ya...

21 Eylül 2012

İtalya Yolcusu

Eylül 21, 2012

Hazırlıklar, hazırlıklar, hazırlıklar... Aylardır süren koşuşturmacanın ardından İtalya yolculuğunun vakti geldi çattı. 


Maksat yine astronomi ve uzay tabii ki: Uzay Nesli Kongresi ve Uluslararası Uzay Kongresi. Bu sefer sevdicek de eşlik ediyor bana İtalya yolunda.

Yolculuk, Napoli, Pizza, Roma, ve İtalya'dan bahsedeceğim sizlere ayrıntılı ancak şu an birazcık vize detayları ile ilgili bilgi vermek istedim.

İtalya ile ilgili en büyük hayal kırıklığı, Kayseri'de ikamet etmeme rağmen vize başvurusu için İzmir'e gitmem gerektiği oldu. Türkiye'nin çok büyük bir çoğunluğu bu tarz işlerde direk İzmir'deki konsolosluğa bağlı maalesef. Konsolosluk sayfasında da bulunan resmi, ek olarak buraya da koyuyorum. Haritada, yeşil bölgeler İzmir Konsolosluğu'na, beyaz bölgeler Ankara Konsolosluğu'na ve gri bölgeler İstanbul Konsolosluğu'na bağlı. 


Bu şoku atlattıktan sonra, belgelerimi toparlayıp yola koyuldum. Ancak bu cümle ile ilgili açıklamam gereken 3 nokta var:

Belgeler
İtalyan konsolosluğunun sayfasında sizden istenen belgeler listeleniyor. Ancak kesinlikle bu belgelerle yetinmemeniz gerekiyor. Unutmamanız gereken nokta, yazılı belgelerin başvurunuzun alınması içi gereken esas belgeler olduğu. Vize alımınızı ne kadar sağlama almak istiyorsanız o kadar fazla belge ile gitmeniz gerekmekte.

Gerekli belgeler (turistik veya bir konferans için): pasaport, 2 adet biyometrik fotoğraf, davet mektupları, gidiş-dönüş biletiniz (veya rezervasyonunuz), otel/hostel rezervasyonunuz, AB standartlarnda €30.000 teminatlı seyahat sağlık sigortası.
Benim ekstra olarak yanıma aldığım belgeler: Eski pasaportlar, eski schengen vizelerinizin fotokopileri, bankadan onaylı maaş dökümü (masrafları sizin adınıza başkaları karşılıyorsa, onların maaş dökümleri ve sizin masraflarınızı karşıladıklarına dair yazdıkları imzalı bir dilekçe), Öğrenci belgesi, masrafları karşılayan kişi veya kişilere ait tapu, araba ruhsatı vs, 
Başvuru sırasında benden istenen belgeler: Masrafları karşılayan kişilerin ve giden kişinin son ay kredi kartı ekstreleri, Nüfus Cüzdanı fotokopisi, eski pasaportu olmayan kişiler için Emniyet'ten daha önce pasaport almadığınıza dair protokol yazısı.

Bunlara ek olarak vize ücretini yanınızda bulundurmanız gerekiyor. 26 yaş altı öğrenci iseniz ve bir konferansa gidiyorsanız bu durumda vize ücreti ödemiyorsunuz. Bunun dışı durumlarda 141 TL olan vize ücretini ödemek durumundasınız, ek olarak 68 TL şirket için ödüyorsunuz (Gönül yeni simgeyi kullanmak isterdi ancak sorunlar el vermiyor).

Yolculuk
Vize işlemleri için yola çıkmadan önce dikkat etmeniz gereken bir husus var. Konsolosluğun web sitesinde vize işlemleri için randevu almanız gerektiği yazıyor, hatta bir randevu linki var ancak böyle bir durum yok. Vize işlemlerini iData isimli şirket aracılığı ile yürütmek zorundasınız. Bu işler için iData'yı aradığınızda randevu alınmadığını, her sabah 08.30 ile 12.00 saatleri arasında vize işlemlerini yaptıklarını, dolayısı ile 08.30'da gelmeniz gerektiğini söylüyorlar. Ancak SAKIN ve SAKIN bu bilgiye de aldanmayın.

İşin gerçeği şu şekilde: Evet, iData vize işlemlerini saat 08.30 ile 12.00 arasında gerçekleştiriyor ancak, kalkar saat 08.30'da kapıya gelirseniz size "git, yarın gel!" derler. iData, her gün sabah 08.30'da kapılarını açtığında ilk 20 kişiye sıra numarası verip, 21. kişiye hiç bir istisna göstermeden geriye kalan herkese yarın gelin diyor. Bu noktada, yola çıkacaksanız kesinlikle, saat sabah 6'dan önce iData'nın kapısında olacak şekilde yola koyulun. 7'den sonra ise ilk 20 içine girmeniz zor.

Acente
Vize işlemleri için uzak bir şehirden geliyorsanız, İzmir'e sabahın köründe ulaşamayacağınız, dolayısı ile gittiğiniz ilk gün vize başvurunuzu yapamayacağınızı göz önüne aldığımızda, yol parası, İzmir'de yeme-içme parası, konaklama parası vesaire derken, vize masraflarına ek olarak en az 250 TL masraf daha yapıyorsunuz. Bu noktada, sizin yerinize başvurunuzu yapan acenteler devreye girebiliyor. Ben bunu vize başvurusuna gittiğimde öğrendim maalesef. 

Süreç şu şekilde işliyor: Bütün belgelerinizi hazırlıyorsunuz, acenteye kargo ile gönderiyorsunuz. Acente sizden vize işlemleri için 80 TL alıyor ve sizin hiçbir mülakata vs gitmenize gerek kalmadan bu işi profesyonelce yerine getiriyor.

Tüm bu sıkıntıları atlattı iseniz, artık başvurunuzu tamamlamışsınız demektir. Ancak şirketin yapmadığı başka bir iş ise pasaportunuzu size göndermek. Bu noktada ya pasaportunuzu 5 iş günü sonra gelip alacaksınız, ya da işlemler tamamlandığında bir kişinin ismini vereceksiniz ve o kişi sizin yerinize pasaportu teslim alacak (acente üzerinden yaptığınızda bu sıkıntıdan da kurtuluyorsunuz). Son önemli nokta ise, o an kimin adını verdi iseniz pasaportunuzu kesinlikle o kişinin teslim almak zorunda olduğu, başka birine asla teslim etmiyorlar, yani sonradan bu kişiyi değiştirme şansınız yok.

Tüm bu sıkıcı, uzun, uğraş veren işlemlerden sonra, 5 iş günü sonunda vizenizi aldı iseniz, İtalya sizi bekliyor demektir.

Tüm bu süreçte sevgili Ece, yeşil pasaportu olduğu için rahattı. Ben de vizemi aldım bugün. Çarşamba günü İstanbul'dan Napoli'ye uçuyoruz...

Sağlıcakla...


Velespit Günlüğü - I

Eylül 21, 2012
Bisikletimle bu yaz ne deli istediğim kadar gezememiş olsam da, neredeyse üstünden hiç inmedim ve her yere onunla gittim. Tüm iş güç arasında, ve sevdiceğin bisiklet eğitimleri sürecinde, kendimce turlara çıkmaya vakit bulamadım.

Bu yaz başında bulduğum bir Android uygulaması olan Move! Bike Computer sayesinde, gittiğim güzergahları Google Maps üzerinde kaydetme imkanı bulurken, bir yandan toplam mesafe, ortalama hız, maksimum hız, gibi bazı istatistikleri de edinme şansım oldu.

Bu istatistikleri ilk etapta Facebook ve Twitter üzerinden paylaşmaya başladım ancak, baktım ki kendim için bile sonrasında bunları bulmam sıkıntı haline geldi. Bu sebeple derli toplu olabileceğini düşündüğüm için bir Velespit Günlüğü'm olsun dedim ve tabii ki tercih blog oldu.

Şimdiye kadar 3 kayıt almışım uygulama aracılığı ile. Bunların ilki ise deneme niteliğinde. Havalar malum, Pazartesi'de İtalya'ya yolculuğumun başladığı düşünüldüğünde, daha ne kadar bisiklet gezileri yapabilirim bilemiyorum ancak, kayıtlarım bundan sonra bu günlük altında toplanacak.

Aşağıda tarih sırasına göre geçmiş istatistikleri bulabilirsiniz (kph: saatte kilometre).

3 Haziran 2012
Mesafe: 6.93 km
Toplam zaman: 0:28:11
Aktif zaman: 0:23:40
Duraklanan zaman: 0:4:30
Ortalam hız: 17.55 kph 
En yüksek hız: 59.40 kph
Toplam tırmanış: 252 metre
Toplam iniş: -346 metre

4 Haziran 2012
Mesafe: 17.72 km
Toplam zaman: 1:22:48
Aktif zaman: 1:07:06
Duraklanan zaman: 0:15:41
Ortalam hız: 15.85 kph
En yüksek hız: 67.78 kph
Toplam tırmanış: 635 metre
Toplam iniş: -629 metre

19 Eylül 2012
Mesafe: 22.42 km
Toplam zaman: 2:6:21
Aktif zaman: 1:20:11
Duraklanan zaman: 0:46:9
Ortalama hız: 16.78 kph
En yüksek hız: 36.00 kph
Toplam tırmanış: 1167 metre
Toplam iniş: -1142 metre

20 Eylül 2012

Abii, Vidi, Veni! - N

Eylül 20, 2012
Abii, Vidi, Veni!
Gittim, Gördüm, Geldim!

Bir sürü yazılmamış hikayeden, unutulmuş, silinmiş anılardan sonra, tüm yol anılarımı buraya aktarmaya karar verdim. Bakalım bu ne kadar başarı ile gelecek...

Merakla kalın...

16 Eylül 2012

14 Eylül 2012

Öyle Bir Geçer Zaman ki...

Eylül 14, 2012
Bazen zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorum. Bir bakıyorum, 10-15 günlük bir süreç çat diye geçmiş ben farkına varmadan. Geçtiğimiz günlerde, kendi kendime bu konuyu düşünürken, bunun benim için iki durumda gerçekleştiğini fark ettim:

1. Kıçımı devirip, yatıp, hiçbir şey yapmadığım dönemlerde.
2. Kafamı kaşıyacak vakit bulamayana dek yoğun hale geldiğim zamanlarda.
Kim bilir belki sizler için de böyledir durum...

Ne İzliyorum?

StZiza

En Son Yazılar

randomposts