Dün Foursquare'in Samsung'la işbirliği içinde hazırladığı Time Machine'i gördüm ve bir bakmak istedim son 13 ayda nerelere gitmişim, ne kadar yol kat etmişim.
Bu kadar sinir ve stres dolu günün ardından, birazcık olsun neşelenmeme katkı sağladı. Seviyorum böyle şeyleri vesselam.
Bunca yıl Kayseri'de tek başıma gezdim bisikletle... Tek başına gezmek, zaman zaman tehlikeli olabiliyor. İki hafta önce içimden geçirmiştim, bisiklet grupları olsa keşke diye ama ne var ki, hiç de araştırmamıştım.
Araştırmadığım zaten kendini geçtiğimiz çarşamba belli etti. Ingress oynamak üzere bisikletle Meydan'a inmişken, tesadüfen önümden 15-20 kişilik bir bisiklet grubu geçti. Nedir, ne değildir derken, öğrendim ve irtibatı kurdum. Özkayalar Spor adında bir yer bu organizasyonları yapıyormuş. Kışın kayak, yazın bisiklet...
Her çarşamba akşamları ve her pazar turlar yapan bir grup (hatta bugün dönüşte birden fazla grup olduğunu öğrendim). 1 - 2 gün önce, Facebook sayfalarından 19 Mayıs'ta Pastırmacılar Parkı'na gideceklerini duyurdular ve düşünmeden, kendimi dahil ettim.
Bugün sabah 10'da evden ayrıldım, 10.30'da hareket edeceğimiz buluşma noktasına geldim ve vakit geldiğinde yol başladı... Grup olduğu için temponun 4 dk/km'nin üzerinde olacağı kanısındaydım ancak, gidiş yolunda tempomuz 3,5 dk/km'nin üstüne çıkmadı. En son aynı yolu gittiğimde ortalama 2,5 dk/km ile gitmiştim. Bu baza alındığında bir grup için güzel bir tempo. Giderken 3,5 dk/km olan tempo dönerken ise 4 dk/km'ye çıktı...
Yaklaşık 2 saat gibi bir sürede Pastırmacılar Parkı'na vardık, sucuk-ekmeğimizi yedik, küçük bir tepe tırmanışı yaptık ve 2 saatlik aranın ardından tekrar yola koyulduk. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nda yaptığımız güzel bir spor etkinliği oldu ayrıca, bu da ayrı mutlu etti beni.
Elime bir iki fotoğrafta geçerse, buradan paylaşacağım yine, ancak şimdilik sizi istatistiklerle baş başa bırakıyorum:
(Not: Buluşma noktasına gidişim ve oradan tekrar eve dönüşüm yaklaşık 15 kilometre. İlk 6,5. km'nin olduğu yer buluşma noktası idi. Buna göre turla yaptığımız gezi 50 km tuttu, benim toplam mesafem ise 65 km kadar. Tempo konusuna gelince; aşağıdaki değer grubun temposunu çok iyi yansıtıyor diyemem, çünkü, grup ön ve arka olarak iki parça halinde seyredebildi ancak ve zaman zaman ön grup, arka grup için bekleme yapma gereği duydu. Ben bu beklemelerin %80'inde ölçümü kapattığım için, tempo genel olarak ön grubun temposunu yansıtıyor diyebilirim. Ancak grubun genel temposu için aşağıdaki ortalama değere bir yarım dakika daha eklerseniz, aşağı yukarı doğru bir değer elde etmiş olursunuz tüm grup için.)
19 Mayıs 2013
Mesafe: 64.73 km
Toplam zaman: 7:59:06 (Pastırmacılar Parkı'ndaki 2 saatlik mola hariç.)
Aktif zaman: 3:37:00
Duraklanan zaman: 4:22:50
Ortalama hız: 17.90 kph
En yüksek hız: 41.40 kph
Ortalama Tempo: 3:46 dk/km
Toplam tırmanış: 337 metre
Harcanan kalori: 1765 cal.
Güzergâh: http://goo.gl/maps/1xhms
Detaylar (RunKeeper üyeleri için): http://runkeeper.com/user/stziza/activity/182789814
Henüz 10 gün öncesinin çok soğuk olması beni biraz ürkütüyordu havaların kolay kolay ısınmayacağından. Ne var ki, son bir haftadır bahar o güzel yüzünü gösterdi. Geçen sene baya bir engele takılmış olmama karşın, bu sene daha rahat bir şekilde çıkmaya başladım tura.
Bugün ki hedefim, yaklaşık olarak 50 km'yi bulmaktı. Kayseri girişinde Pastırmacılar parkı var, ziyaret edenler bilir. İşte Pastırmacı parkına, Talas merkezden gidiş dönüş 48 km yapıyor. Aldım çantamı, suyumu, havlumu, molada yiyeceğim elmamı, çıktım yola.
Her şey güzel gidiyor derken, ne zaman şehir çıkışına, batıya doğru yöneldim (yaklaşık 10. km) Pastırmacılar Parkı'na kadar ulaşamayacağımı anladım çünkü Güneş tam karşımda pedallamak kolay değildi. İş böyle olunca, ilk molamı verdikten sonra bir 5 km kadar daha gittikten sonra dönmeye karar verdim. Yolda selemde meydana gelen küçük bir aksaklık yüzünden verdiğim zorunlu mola ile toplamda 3 mola ile 40 km'yi tamamlamış oldum.
Bugün ki parkurun en güzel yanı ise, 26 Nisan'dakinin aksine, neredeyse düz olması idi. 26 Nisan'da ilk 50 dakikada sadece 7,5 km gidebilmişken (malum 400 metrelik tırmanış), bugün ilk 50 dakika sonunda 20. km'ye yaklaşıyordum.
Diğer bir hedefim, rotayı bildiğim için tempomu 3 dk/km'nin altında tutmaktı ve onu da başardım. Hatta parkurun %80'ini 2.34 gibi sabit bir tempo ile geçtim.
Tempo'dan bahsetmişken, hızım yavaş ve tempom olabileceğinden düşük. Kayseri arazisine güvenmediğim için süreli asfalttan gidiyorum ancak lastiklerimin kalın ve daha çok araziye uygun olması benim tempomdan en az bir 35 sn/km kadar çalıyor. Eğer olur da asfalta uygun güzel lastikler de alabilirsem bir ara, bu tempoyu daha aşağı çekebilirim.
Tarih neden tekerrür eder? Sayın Erdoğan'ın Ayran ile ilgili sarf ettiklerini okuduğumda, zamanında mecliste yapılan "milli içeceğimiz nedir?" tartışmasına gitti aklım. Evet, yanlış hatırlamıyorsam, 53. veya 54. hükûmet döneminde mecliste bir milli içecek tartışması yapıldı ve oylama sonucu Rakı resmen TBMM tarafından Türkiye'nin milli içeceği olarak seçildi.
O dönemde, mecliste Erbakan da vardı ve tabii ki oylama Ayran ve Rakı arasında yapıldı. Ne var ki, o zamanın menüsünde sofrada bir de Kımız da vardı. Biraz araştırma yapmak istedim o dönemlere ait ancak, internet o zamanlarda yaygınlaşmamış bir şey olduğu için bir sonuca ulaşamadım.
Tarih tekerrür ediyor ve biz de izleyici oluyoruz. Biz rakı - ayran tartışması yaparken, İktidar-Muhalefet kendi menfaatlerine güzel işler yapıyorlar. Bize de üzerine bir bardak soğuk ayran içip uyumak düşüyor.
Naçizane şu iki linki de bu vesile ile sizlerle paylaşmak istedim:
Bugün hava ne kadar bozacak gibi görünse de, yine bir tura çıkmaya karar verdim. Neyse ki, şansıma hava gayet güzelleşti, özellikle ilk 50 dakikamı yiyen tırmanıştan sonra... Güneş kendini o ilk 50 dakika boyunca gösteriyor olsaydı, galiba turu yarıda keserdim.
Bugün yola çıkarken, ilk defa RunKeeper'daki oluşturduğum rotalardan birini kullandım. Hedef 28 km idi ancak, bir noktada yolu şaşırınca 30 km oluverdi, ben de bu sayede bu sezon içinde ve geçen yazdan beri en yüksek rakamıma ulaşmış oldum mesafe babında...
Buyurunuz efendim, istatistikler:
26 Nisan 2013
Mesafe: 30.89 km
Toplam zaman: 2:27:21
Aktif zaman: 1:59:41
Duraklanan zaman: 0:27:39
Ortalama hız: 15.48 kph
En yüksek hız: 59.40 kph
Ortalama Tempo: 4:05 dk/km
En yüksek tırmanış: 466 metre
Toplam tırmanış: 1398
Toplam iniş: -1402 metre
Harcanan kalori: 834 cal.
Güzergâh: http://goo.gl/maps/LVyAu
Detaylar (RunKeeper üyeleri için): http://runkeeper.com/user/stziza/activity/172286963
Uzun bir aradan sonra, havanın 23 derece ve günlük güneşlik olmasından faydalanıp, bu sezon turlarını açayım dedim. Gece geç yatmanın üzerine, kalkar kalmaz hazırlanıp, kahvaltı yapıp çıktım yola. Başlangıç için fena bir rakam değil ancak bu mevsim maksimum mesafeyi artırmak istiyorum, bakalım ne kadar başarabileceğim. İşte detaylar:
Not: Bir süredir RunKeeper kullanmaya başladığım için istatistikleri hem Move! Bike Computer hem de RunKeeper üzerinden tutmaktayım. Genel olarak aynı işi görselerde, ufak data farklılıkları mevcut (Maks hızım Move! Bike Computer'a göre 38 km iken RunKeeper'a göre 42 gibi). Birbirlerine göre artıları ise şu şekilde:
RunKeeper - Hız, tempo ve yüksekliği grafiğe döküyor ve harita kullanımı daha güzel. Farklı olarak Tempo'nuzu da ölçüyor (dakikada kat edilen kilometre bazında). Veri detayları daha fazla. Ancak durduğunuzda, ölçümü duraklatmanız gerek.
Move! Bike Computer - RunKeeper'dan farklı olarak, toplam tırmanış ve toplam iniş yapılan mesafeyi veriyor. Aynı zamanda, uygulama belirlenen bir hız altında, sizin durduğunuzu varsayıp aktif zamanı ve durduğunuz zamanı ölçüp ortalama hız zamanlarını buna göre yapıyor.
Bu yüzden, aşağıda verilen verilerin bazıları linkteki detaylara göre farklılık gösteriyor.
6 Nisan 2013
Mesafe: 18.80 km
Toplam zaman: 1:43:38
Aktif zaman: 1:12:29
Duraklanan zaman: 0:31:09
Ortalama hız: 15.56 kph
En yüksek hız: 42.30 kph
Ortalama Tempo: 4:09 dk/km
Toplam tırmanış: 760 metre
Toplam iniş: -807 metre
Güzergâh: http://goo.gl/maps/B8uPf
Detaylar (RunKeeper üyeleri için): http://runkeeper.com/user/stziza/activity/164327382
Ufacık pıtırcık bir cadı doğmuş, evvel zaman içinde... Anne cadı, bu güzel minik cadı'ya pıtırcık büyüsü yapmış daha bebekken, hep pıtır pıtır olsun diye...
Ben bu cadı ile, 7 yıl önce tanıştım... Ufacık, pıtır pıtır bir şey... Bir de bıcır bıcır bir sürü dert anlatıyordu. O zamanlar ikimizin de sevdiği, şimdi ikimizin de hiç mi hiç sevmediği bir insanın yanında. Hatırlar mı bilmem, kendi tecrübelerinden anlattı da anlattı...
O zamanda da varmış, içindeki bu insanlara yardım etme ve onları mutlu etme çabası. Ne var ki bu insan, bir süre uzakta bir dost olarak kaldı, hâlâ yardım eden, yardım seven, mutlu eden. 5 yıl önce, gece gece hırla gürle çalışırken, beni bir derdimden nasıl kurtardığını, tatlı bir cadı olup, dileklerime ben ondan henüz derman sormadan nasıl cevap verdiğini ben bilirim.
4 yıl önce ise, bu cadı, hayatımıza girdi, kalbimize girdi ve öyle derinine işledi kii...ve hâlâ pıtır pıtırdı... Bugün görseniz, hâlâ pıtır pıtır.
Bir öğretmen oldu, abla oldu, kardeş oldu, küçük yaramaz çocuk oldu ve her şeyden öte, ömre bedel bir dost oldu, kalbime kazınan ve hiç kaybetmeyeceğim, kaybedemeyeceğim.
İşte bu pıtır pıtır cadı, her yıl yaptığı gibi, bugün tekrar doğdu ve tekrar ve tekrar ve tekrar mutlu etti çevresindeki insanları...
Benim dileklerimi daha duymadan yerine getiren bu cadı için ben ne mi yaptım? Çok güzellikler diledim ama hiçbir şey yapamadım ve yer yer bu güzel cadının hayatında olmayı bile hak etmedim. Yanında olamadım mesela, bir defa değil sadece...
Ama bugün yatağımda yatarken, uyandığımda ilk söz olarak kendi kendine "Bugün Cadı'nın doğum günü!" diyen beni, bilemese de mutlu etti yine varlığıyla... İşte o yüzden her 28 Mart'ta oturup yeni bir dilek diliyoruz biz, o pıtır pıtır cadı hayatımızdan hiç eksik olmasın diye, iyi ki doğmuş, hep yüzü gülsün diye!
Bir varmış, bir yokmuş, hikayeler anlatıladururmuş. Değirmen su taşırken, aylar akar geçermiş. Develer tellal olur, tek boynuzun masalını çığırırlarmış...
Penceresinden ayları sayarmış Merlow, geçirdiği zamanı takip edebilmek için. Kasabaya geldiğinden beri dört yeni ay geçmiş. Geçmiş zaman geçmesine ama, Merlow bir sürü nicelikler öğrenmiş...
Palyaço ile konuştuktan sonra kasabaya dönen Merlow, bir ahşap atölyesine gider. Fakat bu ahşap atölyesi öyle sıradan bir yer değildir Merlow için. Bu ahşap atölyesinin ustası, oyuncak üretmektedir. Hikayenin meşhur Gepetto ustası gelir aklına hemen Merlow'un. Yanına çekine çekine gittiği oyuncak ustası, şişman, sakallı ve gür saçlı birisidir.
Merlow'u görünce kaşlarını çatarak bakması, beklemediği bir karşılamadır Merlow'un. "Korkuttum mu seni, ufaklık?" derken gülümsemeye bırakır yüzündeki ifadeyi usta, bir yandan köşede duran gözlüklerine uzanırken.
- Gözlerim görmez benim pek, ama ne zaman ki, görmeye ihtiyacım olmayacak kaba işlerle uğraşırım, atarım bu camları bir kenara...
- "Ben...." der Merlow çekine çekine...
- Sever misin oyuncakları?
- Eh...
- Eh mi, oyuncak sevmeyen çocuk mu olurmuş ufaklık?
- Kitap severim ben çok... Yıldızları bir de... Bir de.... Iııı... Gökkuşağı'nı...
- Söyle o halde akıllı bıdık, adın ne, ne ararsın buralarda tek başına?
İlk başta biraz çekine çekine, sonra sakallı oyuncak ustası Petrov'un gülümseyen yüzünü gördükçe, heyecanla, anlatır hikayesini Merlow. Uzunca bir diyaloğa tutuşurlar Petrov usta ile, çocukça olduğu kadar olgun da bir diyaloğa... İşte Merlow'un ahşabın dilini öğrenmeye başlaması bu minik atölyede, böyle başlar.
Becerikliliği, Merlow'u kısa sürede iyi bir çırak haline getirir. Çalışkan bir çocuk olan Merlow, kısa sürede ahşaptan iyice anlar hale gelir. Bunu akşamları, arta kalan ağaçları, yontarak, onlarla yeni aletler yaparak gerçekleştirmiştir. Merlow geçen dört aydan sonra, artık gitme vaktinin geldiğini bir akşamüstü yağan bahar yağmurundan anlar. Gökkuşağı'nı görür görmez gözlerinin önüne gelir yine Tek boynuz...
Ancak bu sefer kendini apar topar yollara atmaz. İşe koyulur. İşine yarayacak güzel aletler yapar kendine ahşaptan. Sandığının tekerleklerini yenileyerek başlar işe...
2 haftasını hazırlıklarıyla geçirdikten sonra, vakit gelmiştir Merlow için. Ustası ile vedalaşır yola koyulmak üzere. Ustası, sandığına, Merlow için hazırladığı çeşitli, ufak tefek, yontma aletlerini bırakır...
- Aferin, delikanlı... Büyüyorsun artık. Yolun açık olsun demek düşer bana, ama burada bir evin olduğunu da hiçbir zaman unutma. Ben sadece minik bir tohum serptim sana öğrettiklerimle. Ve biliyorum ki, sen o tohuma çok iyi bakacaksın, büyütüp güzelleştireceksin.. Gökkuşağı'na gelince de...
Petrov kulağına yaklaşır Merlow'un ve bir şeyler fısıldar kulağına. Merlow'un ustasını bıraktığı için asık olan suratı yerini tatlı bir gülümsemeye bırakır ustasının kulağına fısıldadıkları ile... Sarılır boynuna kocaman Petrov ustanın ve koyulur yoluna...
Hafiften yağmur başlar Merlow kasabayı terk ederken sanki kasabanın gözyaşlarıymışçasına ve yola koyulur Merlow, Gökkuşağı'na...
Google+'a ilk çıktığı zamanlarda, davet ile üye olmama ve beğenmeme rağmen, "Circle" mantığını çözemediğim, ve herkesi belli "circle"a taşımak uğraştırıcı olduğu için sonradan kullanmayı bırakmıştım.
Geçenlerde, telefona da Google+ yüklemem üzerine tekrar bir şans vermek istedim.
Tabi, bu yaşadığım en büyük zorluklardan birini de hatırlattı bana: Kişileri kendi çemberlerime eklemek!
Google+'ta kişileri çemberlere kolayca ekleyebileceğiniz, üstte kişilerin, altta da çemberlerin bulunduğu bir sayfa mevcut. Bu sayfa olayı gerçekten kolaylaştırıyor, ancak bunun da bir sorunu yok değil:
Bu sayfa üzerinde 1 kişiyi bir çembere eklediğinizde, yukarıdaki listeden kayboluveriyorlar. Böylece, özellikle birden çok kişiyi birden çok çembere eklemek istiyorsanız sıkıntı yaşıyorsunuz.
Bu noktada, çemberlere biraz Facebook bakış açısı getirmek mümkün. Google+'taki çemberler aslında Facebook'taki arkadaş listelerinden farklı değil. Facebook'ta bir kişiyi direk olarak listelerimize eklemiyoruz, önce arkadaş olarak eklememiz lazım. Daha sonrasında onları istediğimiz listelere atayabiliyoruz (ne var ki Facebook'ta arkadaş listelerini kullanmayan çok kişi var).
Google+'ı da bu açıdan Facebook mantığına getirmek, çemberlere kişileri eklemeyi kolaylaştırıyor. Google+'da "Arkadaşlarım" adında bir çember olduğunu ve herkesin istisnasız bu listede olduğunu düşünün, işte bu Facebook'taki arkadaşlar ile aynı kavram.
Bu noktada (özellikle Google+'a yeni geçecekseniz işe yarayacak bir durum) kişileri çemberlere taşıdığımız sayfaya geldiğimizde, yukarı kısımda "Arkadaşlar" çemberini görüntülersek, artık o kişileri hangi çembere taşırsak taşıyalım, yukarıdan kaybolmayacaklar.
Bu genel liste aynı zamanda, tüm çemberlerinizle paylaşmak istediğiniz şeyleri daha kolay paylaşmanızı sağlayacak.
Arkadaşlar gibi kalabalık ve genel bir liste istemeyenler ise, yeni ekledikleri kişileri ekledikleri bir geçici liste oluşturabilirler.
Yeni bir yıl daha bitiyor ve ben, ne kadar sakin ancak bir o kadar da güzel ve mutluluk dolu bir yıl geçirdiğimi düşünüyorum. Her zaman ki gibi, yine yaslanıp arkama izliyorum kendimi...
1 Ocak 2012
Bir kısmı yeni, çoğunluğu eski dostlar ve sevdicekle birlikte yepyeni bir yıla girdik... Mutlu ve güzel bir gece geçirdik, minicik fırında deneme yanılma ile kızartılmış kocaman bir hindi ile...
16 Şubat 2012
Sevdicekle birlikte ilk maceramıza yola çıktık. Bu macera, Ece sultanın ilk uçak yolculuğu ile başladı.
20 Şubat 2012
Kısa olsa da, çok güzel bir İstanbul macerası yaşadık. Gezilen görülen yerlerin, hasret giderilen dostların ardından, martılar eşliğinde, Haliç üzerinden günün batımı ile veda ettik İstanbul'a...
17 Mart 2012
Forum Kayseri'de planetaryumda geçici süre ile çalışmaya başladım. Bin bir çeşit insan türü gördüm, şaşırdım... Hatta zaman zaman dilimde tüy bitti.
23 Mart 2012
Kendimi bir an çalışmadığım bir kurumun fotoğrafçısı olarak buluverdim ve Ebru Şallı'nın imza gününün fotoğraflarını çektim.
6 Nisan 2012
2010 yılında Couchsurfing'in en yaşlı surferını ağırladıktan sonra en genç surferınıda ağırlamış oldum. 14 aylık olan Enzo, sadece anne babasını değil, hem mutlulu hem de görüşleri benim gibi iki çılgn fizikçi getirmişti...
28 Nisan 2012
Astronomi Bölümü'nün hocaları ve 2003'ten bu yana tüm öğrencilerinin temsil edildiği bir grupla Kapuzbaşı Şelaleleri'ne pikniğe gittik. Kapuzbaşı'na ilk defa gittiğim bu piknik bölümden arkadaşlarla beraber geçirdiğimiz güzel bir gün oldu...
30 Nisan 2012
Beyaz Cüce'den sonra dahil olduğum 2. arkadaş-bilim topluluğu olan Radio Wave Hunters'a katıldım.
5 Mayıs 2012
Vikipedi'den bir kullanıcının isteği üzerine Herakles Lahdi'nin fotoğraflarını çekmek için Kayseri Arkeoloji Müzesi'ne gittik. Hayatımda ilk defa mumya gördüğüm müze, gezilmeye ve görülmeye değerdi.
Müze ziyaretini güzel bir Şebnem Ferah konseri ile devam ettirdik. Sevdicek Şebnem Ferah sevmese de, uzaktan ona, Şebnem üzerinden sevgimi taşıdım...
19 Mayıs 2012
Yine bir planetaryum işi için, bu kez sevdicek ile Elazığ'a gittik. Bu ziyaret Doğu Anadolu Bölgesi'ne ilk ayak basışım oldu. Bize kalan vakitlerde ise Gerek Tuğrul ve İbrahim ile, gerek sevdicekle ile başbaşa güzel vakitler geçirdik, inanılmaz güzel ve bir o kadar ucuz yemeklerden tattık.
14 Haziran 2012
Ece sultan ile Denizli'ye ailemi ziyarete gittik. Denizli'yi gezip görmemizin yanında, her istediğimizi yapamasak da ailemle, güzel ve bolca vakit geçirdik.
29 Haziran 2012
RWH uzun süreden sonra gerçekleştirdiği en organize ve en doğru gözlemleri sonrasında, radyo meteor gözlemlerinin nasıl yapılması gerektiği hakkında çok daha fazla tecrübeye sahip oldu. 1 Temmuz 2012
Operasyon Tesla kapsamında İhsan, Atilla ve sevdicek, Kayseri'den Adana'ya yol çıktık. 3 gün geçirdiğimiz Adana'da beraber güzel vakit geçirdik, eğlendik...
15 Temmuz 2012
Son dakika haberi ile apar topar gözlemevine koşup, Jüpiter örtülmesini gözlemledik.
19 Temmuz 2012
RWH olarak, ERT-5 teleskop binamıza Perseid gözlemleri için antenlerimizi ve sistemlerimizi kurduk.
30 Temmuz 2012
Yine doğdum! Sevdiceğin hazırladığı bir yığın, dolu mu dolu, güzel mi güzel bir doğum günü kutlamasına maruz kaldım. Bitmek bilmeyen bir doğum günü silsilesinde, FFÖ, Kerem, Halil, Sena, İhsan ve Ece sultan benimle beraberdi. Hayatımdaki diğer bir "en güzel hediye"yi aldım...
21 Ağustos 2012
Ramazan Bayramı'nın 3. gününde Aster bünyesinde, Uzaybimer'de düzenlenen "Şeker Gibi Gözlem" etkinliği, uzun süreden sonra gerçekleştirilen ilk hak gözlemi olmasının yanında, katılımı epey yüksek olan bir gözlemdi.
23 Ağustos 2012
RWH'nin ERT-5 istasyonundan aldığı verileri incelerken, uzun süren uğraşlarımızın başarıya ulaştığını gösteren, ve beklediğimizden daha uzağı dinleyebildiğimiz Slovakia Fun Radio jingleını buldum.
25 Ağustos 2012
Sevdiceğin sunuculuğunu yapacağı Ulusal Astronomi Kongresi için Malatya'ya gittik. Kongre hazırlıklarını tamamladık. İnönü Üniversitesi Gözlemevi'ni gördük. 1 Eylül 2012
Güzel ancak katılımı az bir astronomi kongresi geçirdik. 5 çalışma ile katıldığım kongrede sevdicek ilk sunumunu yaparken RWH de radyo meteor gözlemlerini sundu ve halka açıldı.
Kongre boyunca yapılan gezi kapsamında ise, uzun yıllardır görmeyi istediğim Nemrut Dağı'na çıktım.
26 Eylül 2012
Sevdicekle uzun uğraşlarımız sonuç verdi ve SGC ve IAC'ye katılmak üzere İtalya'ya gittik.
30 Eylül 2012
Napoli'de Witchie katıldı bize. Neredeyse bir yıldan beri görmediğim için sarıldım doya doya... Sonra apar topar trene atlayıp Roma maceramıza başladık.
Sevdicek ve Witchie ile beraber Roma'da süper güzel bir gün geçirdik. Uzun yıllardır görmek istediğim bir yer olan Roma'yı da böylelikle görmüş oldum, hem de iki güzeller güzeli insanla...
13 Ekim 2012
İtalya'dan ayağımın tozu ile geldiğim Kayseri'de, Alpine takımı ile birlikte yaptığımız ancak maalesef sadece 3 öncül asteroid keşfi ile sonuçlanan keşif çalışmalarını aktarmak üzere bir seminer verdim.
25 Kasım 2012
Uzun yıllardır planladığımız ancak gerçekleştiremediğimiz Astronomi Günleri'nin beşincisini düzenledik. Etkinliğe katılım her ne kadar iyi olmasa da, sunumlar ve katılımcılar süperdi. Afterparty ise, her tür dertten uzaklaştırdı bizi...
6 Aralık 2012
Sevdiceğin doğum günü için ablamla beraber Adana'ya gittik. Ece sultanı bir yıl daha yaşlandırırken, güzel mi güzel vakit geçirdik.
15 Aralık 2012
Sevdicekle beraber Ankara'ya gidip, İtalya'dan sonra Witchie ile tekrar güzel vakit geçirdik.
21 Aralık 2012
Kıyamet kopayazdı.... :)
30 Aralık 2012 OnurCUK'un doğum günü için gittiğimiz Ankara'da bir yıldan sonra sadece OnurCUK'u değil, başta James olmak üzere bir çok dostlarımı gördüm... Bu güzel hafta sonu kaçamağını, sevdicek için bir ilk olması için, ona güzel bir Anıtkabir ziyareti süsledim...
31 Aralık 2012
Sevdiceğin beraberinde, 3 değerli insan, Can, Barış ve İsrafil ile yeni bir yıla girerken, kendimce, güzel bir yıl geçirdiğimi düşündüm ve mutlu oldum...
(Fotoğraflar sırası ile, HAK (H. Aziz KAYIHAN), bir Koreli, HAK, Mortiz BREHM, Mehmet YEMEN, HAK -ve sonraki 5-, Serkan YILDIZ, diğer Romalı asker, HAK ve Can TERZİOĞLU tarafından çekilmiştir.)
Ben bir Astronom ve Bilim Eğitimcisiyim. Bisiklet, kamp, fotoğraf, tiyatro, vidyografi ve sinema hobilerim arasında. Benimle ilgili daha fazla detayı sitenin Hakkımda bölümünde bulabilirsiniz.