Bir süredir yazmak istiyorum bunu. İlk başta özellikle bir süre geçmesini istedim üstünden. Hayatımın en muhabbetli otobüs yolculuğuna dair bir yazı bu...
Muhabbet genel olarak hoş sohbet anlamında kullanıldığı için ne kadar muhabbet diyebilirim bilemiyorum. Otobüs yolculuklarında yanımdakilerle konuşmayı sevmem ben fakat bu bahsettiğim yolculukta 7 saati arada koridor olmasına rağmen yanımdaki bir adamla konuşarak geçirdim.
Bodrum - Denizli - Kayseri seferini yapan otobüsteyiz. İlk soruyu otobüsün solunda oturan adam sordu: "Sivas'a ben Kayseri'den nasıl gidebilirim?" Gelen soru üzerine önce yanımızdaki çocuk ile garip garip birbirimize baktık ve sonra cevap verdik. Bir şehirden bir şehre gitmek için en akıllıca yol otogardan bir otobüse atlamaktır ya, Kayseri otogarına doğru yol alan bir otobüsteki adamın bunu düşünmesi ilginçti o an için.
Soruya cevap verdikten sonra buna benzer birkaç tane daha ilginç soru geldi. Tam adamın neden bu tarz sorular sorduğunu düşünüyordum ki cevap kendiliğinden geldi: "Ceza evinden çıktım ben de, o yüzden soruyorum bunları..."
Muhabbet buradan başladı. Bir süre anlattı durumu: "Ben hapse girdiğimde böyle otobüsler yoktu. Şimdi ben çıkarken cebime cep telefonu koydular. Ben onu bile nasıl kullanacağımı bilmezken, muavin cep telefonunu kapatmamı söyledi. Meğer otobüsü bozuyormuş. Şimdi bakıyorum otobüse, ses bile çıkmıyor, koltuklar konforlu..."
Bu muhabbetlerin ardından 19 yıl geçirdiğini söyledi hapiste. 1990'da girmiş hapse. 19 yaşında girmiş içeri ve bir çocuğu varmış. "Çocuk gibiyim ben şimdi..." dedi. "... Oğlum mektup yazar arada. Baya bir başarılıymış. Anlatıyor kendisi. Ama mesela benim oğlum o kadar zorluğa rağmen okudu. İnşallah üniversiteye de gidecek ..."
Lise'yi bitirdikten sonra girmiş hapse. Evlenmiş ama amacı üniversite okumakmış. Kendisi hapse girdikten sonra eşi çocuğunu da bırakıp kaçmış. Bir süre babası bakmış oğluna, sonra onlar da yurda vermişler çocuğu.
Anlattı da anlattı... Eğitimden bahsetti. Gençlerin yanlışlarından bahsetti... Kurtlar vadisi dönüyordu o sırada televizyonda. "Sedat Peker'le de yattım ben" dedi. "Şimdi gençler bunları izleyip biz mafya olacağız diyorlar, okumuyorlar. Yahu bu işler bu televizyonda görüldüğü gibi değil ki. Ben nelerine tanık oldum içeride, nelerini dinledim. Bunlar ne ki gerçeklerin yanında... Zaten burada gösterseler bu işin içi, içeriği nedir, ne hayranı çıkar mafyaların, ne de bunların izleyeni..."
O gün itibari ile dün çıkmış hapisten. 19 yıl sonra ilk muhabbetini benimle yapmış oldu. 7 saat muhabbet ettik otobüste. Üzüldü zaman zaman, gözleri doldu. Ve ben o 7 saat boyunca dinlediğim kadar pişmanlık, o kadar doğru söz ve düşünce ve hayata karşı bu kadar güzel bir bakış açısı dinlememiştim.
Çekine çekine sordum: "Peki abi, yanlış anlama ama sen...?"
Zorla da kursa cümleleri anlattı ağır ağır: "Bizimkisi karışık iş.... Namus meselesi..." sustu. Her cümlenin ardından uzun uzun sustu... "Kız kardeşim kaçtı. Kız kardeşimi vurdum... Kaçtığı adamı vurdum... Onun kardeşini vurdum... Anasını, babasını...."
"19 yaşındasın, daha hayatın başındasın. Sonra birileri eline veriyor silahı NAMUS diyor. Sen daha namusun ne olduğunu bilmiyorsun... Tetiği çekmek hiç zor değil. Ucunda bir yay var nihayetinde tetiğin. Ama sonrası zor. Sonrası çok zor. 3 ayda bir hücrede geçirdim ben 1 ay. Hücreden sonra sana deseler 10 sene geçti inanırsın... Benim artık bir hayatım yok. Nefes alıyorsam şu anda oğlum içindir. O okusun diyedir. Yoksa bakma çok döndürdüler ipten. Zaten bir ben değilim ki, kaçları gitti böyle 19 yılda..."
Kısa bir özette, 7 saatte, Türkiye'nin durumunu özetledi. Namus sorununu, eğitimi, mafyayı, gençliği özetledi...
Yine Prag'dayız. Bizimle beraber Almanya dönüşü Prag'a gelen arkadaşlardan birini yolcu edeceğiz. Hava alanına giden otobüslerin gardan da kalktığını öğrenince gara geldik ancak döne döne bulamadık otobüsün nereden kalktığını.
Sonunda bir kafedeki çalışana sorduk bir şekilde tarif etti. Biz onun söylediği yere gittik ancak ne durak var ne otobüs, otobüsün kalkmasına da 10 dakika var. Derken orada konuşmakta olan orta yaşlı 3 kişiye sormak istedim:
Aziz: Do you speak English?
Adam: English..? English..? Abi İngilizce bilen var mı??*
Aziz:(şaşırarak) Sorun değil abi, Türkçe de anlaşırız...
Adam:(şaşırarak) Vay! Sorun nedir delikanlı?
Aziz: Abi biz hava alanına giden otobüsler nereden kalkıyor onu arıyoruz da, birisine sorduk burayı tarif etti...
Adam: Onlar buradan kalkmaz yahu, dur bakalım... İsmail! İsmail!!
(50 metre ileriden İsmail gelir) Bu arkadaşı Ahmet abine götür bakayım, hava alanı otobüslerini soruyor o bilir.
Oradan etrafta duran otobüslerin oraya dolandık ki, ortalık Türk kaynıyor. Meğer orası İstanbul otobüslerinin hareket ettiği yer imiş..
Orada Ahmet abiyi bulduk. Ahmet abi bize bir güzel tarif etti nereden bineceğimizi. Prag'da bir Çek'ten değil de bir Türk'ten yer-mekan öğrenmiş bir şekilde gittik, arkadaşımızı uğurladık...
*: Türk'ün yardımseverliği de işte budur. Şimdiye kadar kimlere sordum İngilizce biliyor musunuz diye, bilmese bile kimse sağda solda İngilizce bilen aramadı... :)
Şaşıran diyalogların çıkış temasına uymasa da benim dahil olduğum şaşırtıcı bir diyalog olunca yazma gereği hissettim. İşin açığı, yazma gereği hissetmekten çok "bunu yazmasam olmazdı."
Gün içinde Almanya'daki kamptan döndük Prag'a. Akşama kadar da tüm günü bizimle birlikte Prag'a geçen arkadaşlarla geçirdik. Yani yorgunluk diz boyu.
Tüm bu koşuşturmacalı günün ardından kaldığımız hostel'e geri döndük ve saat 23 gibi uykuya koyulduk. Uykuya koyulduk koyulmasına ancak 20-25 dakika sonra koridordan gelen gürültülerle uyku haram oldu.
Bunun üzerine tuvalete gitmeye karar vermiştim ki, konuşanların yan odada kalmaya gelen 5 Türk genç olduğunu fark ettim.
Aziz: İyi geceler arkadaşlar!!!
Gençler: (hepsi birden şaşırmış bir şekilde) Aaah, nasıl yaa??? Merhaba abi...
Aziz: Merhaba, hayırdır nereden?
Gençler: Denizli...
Aziz: Bak bir de utanmadan hemşehri çıktınız.
Gençler: Yok canım artık! Abi kekleme bizi şimdi...
Aziz: Ben size depdururum da inanmeyozanız nedevem ben? (Denizli Ağzı: Ben size söylüyorum ama inanmıyorsanız ne yapayım?) Denizli'de nereden?
Gençler: Biz Çallıyız abi. Sen?
Aziz: Ben Tavaslıyım.
Gençler: Hadi canım, bizim bir arkadaş daha var o da Tavaslı, aşağı indi şimdi.
Aziz: Yok ya, nereden?
Gençler: Pınarlık'tan
Aziz: Ben Garipköy'denim. Neyse gençler, bizim bugün yol uzundu, size iyi geceler. Yarın görüşürüz o halde...
Dolanıyorum... Terk edilmişlik kokuyor adım attığım yerler. Sağa sola bırakılan notlar var. Neşe yok artık. Gitmiş. Gülücükler gitmiş. İnsanlar gitmiş...
Hâlâ dolanıyorum... Anlamsızlığa anlam yüklemeye çalışıyorum. Sağda solda paketlenmiş eşyalar, normalden farklı dağınıklık ve sessizlik her şeyi haykırıyor ve ben duymazlıktan gelip dolanıyorum...
Duvarlar sesleniyor: "Sen de gidiyorsun. Bırakıp anılarını bizlerle sen de gidiyorsun..."
Ağlamaklı bir halde yeni anıları düşünüyorum o anda. Beni kurtarırlar diye... Yeni anılara bakmaya çalışıyorum: Ankara'da, İrlanda'da ve/veya Dünya'nın herhangi bir yerinde.
Güzel olacak... Her şey hepimiz için çok güzel olacak.
Bu kapanan ne ilk sayfa idi ne de son. Fakat şimdiye kadar ki en güzel sayfa idi... Gelecek anılar güzel lakin üzüntüm de bundandır...
Bu bloga bir gün böyle bir yazı yazmak aklıma gelmezdi. Kötü bir şey yapmıyorum tabi şu sırada, sadece ilginç geliyor.
Her yaz başında yaz planlarımı yazardım buraya. Fakat, hep planları yazdığım için sonrasında bir şeyler eksik olurdu. Bu sene kesinleşmesini bekledim yaz planlarımın ve kesinleşti de...
Bir iki güne kadar adım adım yazacağım planlarımı. Fakat her sene yapmam gerektiği gibi bu sene de biraz burs toparlamam lazımdı. Koşturmacanın içerisinde buna pek fazla vaktim kalmadı. Prague'da SGC 2010'u organize etmemizin yanında bir de IAC 2010 var. SGC ne kadar IAC ile ortaklaşa düzenlense de, iki kongre bir çok noktada bunlardan ayrılıyor. Ve masraf olarak da 1 SGAC üyesi dışında diğer üyeler katılım ücretlerini, konaklama ücretlerini kendileri karşılamak durumunda...
Bunun yanında katılacağım, gideceğim bir kaç yer daha var ve birazcık borçta olduğum düşünülerek bağış toplamaya karar verdim.
Herhangi bir miktar, bir hedef yok kafamda ancak 3-5 liranın bile yararı olacaktır.
Bu iletinin sonunda veya sağ sütundaki "Donate" butonuna basarak katkı sağlayabilirsiniz...
Yardımcı olamayacak olsanız dahi teşekkür ederim hepinize...
Sağlıcakla...
Not: Katkı sağlanan miktarı ve katkı sağlayanları (istemedikleri durumlar hariç) buradan yayınlayacağım.
Ben bir Astronom ve Bilim Eğitimcisiyim. Bisiklet, kamp, fotoğraf, tiyatro, vidyografi ve sinema hobilerim arasında. Benimle ilgili daha fazla detayı sitenin Hakkımda bölümünde bulabilirsiniz.