Diyaloglar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyaloglar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2017

Şaşıran Diyaloglar - V

Kasım 19, 2017

Ebegümeci


Teneffüs sonuna doğru sınıfa giren öğrenci ile aramda geçen diyalog:


Ö - Öğretmenim teneffüs bitti mi?
B - Hayır, 2-3 dakika daha var...
Ö - Arkadaşlarımızla oyun oynayabiliriz yani?..
B - Tabii ki, evet.
Ö - (Arkadaşlarına seslenerek) Ebegümeci oynamak isteyen var mı?!
B - (Şaşkınlıkla) Ne oynamak isteyen var mı?
Ö - Ebelemece öğretmenim...
B - Hmm, peki....
B - (iç ses) açken ben ben değilim.... 


:D


11 Eylül 2010

Şaşıran Diyaloglar - IV

Eylül 11, 2010
Prag'da 100 Türk

Yine Prag'dayız. Bizimle beraber Almanya dönüşü Prag'a gelen arkadaşlardan birini yolcu edeceğiz. Hava alanına giden otobüslerin gardan da kalktığını öğrenince gara geldik ancak döne döne bulamadık otobüsün nereden kalktığını.

Sonunda bir kafedeki çalışana sorduk bir şekilde tarif etti. Biz onun söylediği yere gittik ancak ne durak var ne otobüs, otobüsün kalkmasına da 10 dakika var. Derken orada konuşmakta olan orta yaşlı 3 kişiye sormak istedim:

Aziz: Do you speak English?
Adam: English..? English..? Abi İngilizce bilen var mı??*
Aziz: (şaşırarak) Sorun değil abi, Türkçe de anlaşırız...
Adam: (şaşırarak) Vay! Sorun nedir delikanlı?
Aziz: Abi biz hava alanına giden otobüsler nereden kalkıyor onu arıyoruz da, birisine sorduk burayı tarif etti...
Adam: Onlar buradan kalkmaz yahu, dur bakalım... İsmail! İsmail!!
(50 metre ileriden İsmail gelir) Bu arkadaşı Ahmet abine götür bakayım, hava alanı otobüslerini soruyor o bilir.

Oradan etrafta duran otobüslerin oraya dolandık ki, ortalık Türk kaynıyor. Meğer orası İstanbul otobüslerinin hareket ettiği yer imiş..

Orada Ahmet abiyi bulduk. Ahmet abi bize bir güzel tarif etti nereden bineceğimizi. Prag'da bir Çek'ten değil de bir Türk'ten yer-mekan öğrenmiş bir şekilde gittik, arkadaşımızı uğurladık...

*: Türk'ün yardımseverliği de işte budur. Şimdiye kadar kimlere sordum İngilizce biliyor musunuz diye, bilmese bile kimse sağda solda İngilizce bilen aramadı... :)

Şaşıran Diyaloglar - III

Eylül 11, 2010
Prag'da 5 Türk

Şaşıran diyalogların çıkış temasına uymasa da benim dahil olduğum şaşırtıcı bir diyalog olunca yazma gereği hissettim. İşin açığı, yazma gereği hissetmekten çok "bunu yazmasam olmazdı."

Gün içinde Almanya'daki kamptan döndük Prag'a. Akşama kadar da tüm günü bizimle birlikte Prag'a geçen arkadaşlarla geçirdik. Yani yorgunluk diz boyu. 

Tüm bu koşuşturmacalı günün ardından kaldığımız hostel'e geri döndük ve saat 23 gibi uykuya koyulduk. Uykuya koyulduk koyulmasına ancak 20-25 dakika sonra koridordan gelen gürültülerle uyku haram oldu. 

Bunun üzerine tuvalete gitmeye karar vermiştim ki, konuşanların yan odada kalmaya gelen 5 Türk genç olduğunu fark ettim.

Aziz: İyi geceler arkadaşlar!!!
Gençler: (hepsi birden şaşırmış bir şekilde) Aaah, nasıl yaa??? Merhaba abi...
Aziz: Merhaba, hayırdır nereden?
Gençler: Denizli...
Aziz: Bak bir de utanmadan hemşehri çıktınız.
Gençler: Yok canım artık! Abi kekleme bizi şimdi...
Aziz: Ben size depdururum da inanmeyozanız nedevem ben? (Denizli Ağzı: Ben size söylüyorum ama inanmıyorsanız ne yapayım?) Denizli'de nereden?
Gençler: Biz Çallıyız abi. Sen?
Aziz: Ben Tavaslıyım.
Gençler: Hadi canım, bizim bir arkadaş daha var o da Tavaslı, aşağı indi şimdi.
Aziz: Yok ya, nereden?
Gençler: Pınarlık'tan
Aziz: Ben Garipköy'denim. Neyse gençler, bizim bugün yol uzundu, size iyi geceler. Yarın görüşürüz o halde...
Gençler: İyi geceler...

10 Kasım 2009

Arzulu Diyaloglar - V

Kasım 10, 2009
Hülyalı Diyalog

Bu aralar malum, grip salgın. Herkes ya hastalıktan kırılmaya başladı ya da hasta olmamak için elinden gelen önlemleri almakta.

İşte tam bu esnada 5-6 arkadaş bir arada hastalıklar üzerine konuşurken olanlar oldu. Domuz gribi idi, hastalıktı, ateşti derken Arzulu Diyaloglar Hülyalı bir diyalog doğurdu.

En alakasız anda arkadaşıma bir şey söylüyordum ki kendimi Arzulu bir diyaloğun daha içinde buldum:

Arzu: Aaaa, duymadı! Duymadı, şükürler olsun duymadı!
Aziz: Ne, ne oldu?
Yadigar: Gerçekten duymamış, inanamıyorum!!!
Aziz: Mete, ne olduğunu anladın mı?
Hülya: E duysa ne olacak ki?
Arzu: Bloga yazıyor ne olacak, millete diyalog oluyoruz!
Metehan: İyi de ne oldu ki be?!
Hülya: Amaaan, yok önemli bir şey, Arzu yine gaf kırdı da....
Aziz: Gaf kırdı?! O ne be Hülyalı bir diyalog oldu bu...
Metehan: Sonuç, yani Arzu ne dedi ki?
Arzu: Ya, benim biraz ateşim çıktı da, Meral sorunca yanlışlıkla çok ateşliyim dedim...

Kazan doğurur da diyalog doğurmaz mı hiç! Hülya bunun üzerine iki adet daha gaf kırdı(!)... Biraz daha kendini geliştirirse büyüyüp diyalog olacak...


(Fotoğraf: Ythren)

31 Ekim 2009

Neşeli Diyaloglar - III

Ekim 31, 2009
Misafir

Yaz boyunca çeşitli aralıklarla sevgili Neşe'nin evinde konakladım. Sağ olsun, zırt pırt rahatsız etmeme rağmen çok güzel bir şekilde ağırlandım.

Lâkin öyle bir gün geldi ki, Neşe'nin en kıymetli misafirlerinden olduğumu anladım. Çünkü bana her zaman bir misafir gibi davranıp, yeri geldi güzel yemekler yaptı, yeri geldi güzel güzel türk kahveleri yaptı.

9 Temmuz'da Neşe iş yerinden bir grup arkadaşını eve davet etmişti, yemek yemek 1-2 güzel film izlemek için. Fakat ne var ki, arkadaşlarını eve davet eden sevgili ev sahibesi Neşe, masanın en uzak köşesine oturduğu için yemek sırasında misafirler koşuşturdu mutfağa sürekli. Şöyleydi, böyleydi derken arkadaşlardan bir tanesi olayı idrak etti.

Misafir: Ya, Neşe ben şimdi anladım senin beni niye ısrarla çağırdığını bugün. Benim bugün vardiyam vardı ve ısrar edip "Senin mutlaka gelmen lazım, sensiz olmaz" diye aklımı çeldi. Geldiğimden beri çaya koştur şunu getir, şimdi anladım ben durumu...

Ne kadar espriler havada uçuşsa da, Neşe sağ olsun o gün bol bol gülsek de, hiçbiri Neşe'nin kurduğu cümle kadar bizi öldürmedi gülmekten...

Film için yerlerimizi aldık, içecekler vs geldi ve bir Neşeli diyalog daha vuku buldu:

Misafir: Neşe, bak valla zorla getirdin zaten beni bugün, bir sürü iş yaptım, kolaları da getirdim, artık bir zahmet kolaları da sen doldurursun...
Neşe: Yok artık, o kadar da değil canım!

Sonuç mu, getiren arkadaş doldurdu kolaları...

02 Ekim 2009

Arzulu Diyaloglar - IV

Ekim 02, 2009
Çin

Güzel bir yaz günü İstanbul'da buluşan 4 arkadaş olarak İstanbul'a gittiğimizde yapmayı bir klasik haline getirdiğimiz üzere kokoreççiye gittik. Uzun bir aradan sonra kokoreç yiyor olmanın mutluluğu ile konuşmalar da yemekler üzerinde ve özellikle kokoreç üzerinde dönmekte. Laf kokoreçten sonra dönüp dolaşıp AB - Kokoreç ilişkilerine geldi.

İşte tam bu esnada gelen yorum çok arzulu bir diyaloğa yelken açtı:

Aziz: Abi neymiş, AB'ye girince biz kokoreç yemeyecekmişiz...
Mete: Yok abi, kokoreç'i kim yasaklayabilir ya! AB ne karışır ben yerim, herkes yer.
Aziz: E öyle valla...
Arzu: AB'de çok hırlı sanki! Önce kendilerine baksınlar. Hem mesela Çin'i de almasalarmış o zaman onlar da köpek eti yiyorlar!
Mete, Meral, Aziz: Çin!!!?
Arzu: E, evet Çinliler de köpek eti yiyorlar!
Mete, Meral, Aziz: Çin? AB? Çin hangi kıtada Arzu?
Arzu: Asya! Aaaa.... Yani Çin, almıcaklar mıydı zaten. Yada ne belli AB bu bakarsın alır...

Çin müzakerelere başlamış, haberi olan var mı(?)

01 Ekim 2009

Duygusal Diyaloglar - V

Ekim 01, 2009
Katana

Uzun bir tatilden sonra arkadaşlarla bir araya gelinir. Yemek yenir, sohbet edilir, anılar dinlenir. Netice olarak güzel ve kıymetli dakikalar geçirilir. Lakin ortamda Duygu'nun da bulunması olaya daha da ayrı bir güzellik katmaktadır ve her şey Duygu'nun eline aldığı katana ile başlar...

Eline aldığı katanayı kınından çıkaran duygu katanayı sağa sola savurmaktadır. Lakin sadece katanayı değil katanaya paralel tuttuğu kını da savurmaktadır beraberinde ve kafamızdaki soru işaretleri dışa vurulur:

Duygu: Haa! İşte böyle öldüreceğim sizi... Hahaha!!!
Mert: İyi de kızım, o ne öyle kınını da beraberinde sallıyorsun??!
Duygu: O mu? Önce bununla bayıltıp etkisiz hale getiriyor ve kılıç ile öldürüyorum!!
Aziz: Elinde kılıç var ve sen önce bayıltıyorsun yani??!

O katana yüzünden hepimiz öldük, gülmekten...

26 Eylül 2009

Numaradan Diyaloglar - V

Eylül 26, 2009
156

Kürt Kenan'ı anlatırken bahsetmiştim, yanlış numara çevirdiği halde kendini haklı çıkarmaya çalışanlardan. Bunların dışında bir de telefon açılır açılmaz büyük bir özgüven ile direktif verenler var. İşte yeni numaradan diyaloğumuz da bunlardan biri...

Tam uykumun en derin noktasında iken çalan telefona koşulur, telefon açılır ve olaylar gelişir:

Aziz: Efendim?
Kadın: 156'yı bağlar mısınız!
Aziz: Pardon??!
Kadın: 156'yı bağlar mısnız!!
Aziz: Yanlış aradınız zannedersem...
Kadın: Hayır yanlış aramadık, bize verilen numarayı çevirdik!
Aziz: Siz nereyi aramıştınız?
Kadın: Göğüs Hastalıkları Hastanesi'ni arıyoruz...
Aziz: Yanlış oldu, burası GHH değil.
Kadın: Bize bu numarayı verdiler ama?...
Aziz: Hanım efendi, burası bir ev. Çevirdiğiniz numara ise 03524XXXX55. GHH'nin numarası 03524XXXX50. Son rakamı yanlış çevirmişsiniz.
Kadın: Ama nasıl, bize bu numarayı vermişlerdi??!

Bilgi kaynağına güvenilirlik işte böyle bir şey olsa gerek...

"Diyaloglar" 2. Sezon

Eylül 26, 2009
Bilmem ne kadar takipçisiniz bu konuda ancak bir süredir Diyalog yazmadığımın farkındasınızdır efenim. Ne var ki Diyaloglar'da tv dizileri gibi bir sezon arası yaptı. Bu sezon arası boyunca yeni yeni diyaloglar kuruldu, ayyuka çıkan kahkalar atıldı ve tebessüm oldu, yazın içimizi bir nebze mutlulukla dolduran...

Lafı uzatmaya gerek yok, 3 ayın ardından Diyaloglar yakında geliyor!...

18 Haziran 2009

Şaşıran Diyaloglar - II

Haziran 18, 2009
Hâlâ garibim ben insanlar için. İnsanların en çok garipsediği uzun keçi sakallarımı kestim. Artık sıradan uzun saçlı bir insan izlenimi verdiğimi düşündürebilir bu size, lakin hiç de öyle değil. Büyük bir şaşkınlık içinde beni izleyen insanların sayısı sadece %20 oranda azalmış oldu (oturup istatistik tuttum ya...)

Sakallarımı uzattığım bir dönemde yine ilginç bir diyalog başıma gelmişti. Onu aktarmak istedim size... Fakat bu diyalog değildi sanki, çünkü ben hiç konuşmadım...

2007 yazında 10. Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği'ne götürmek üzere çadırlarımızı ve matlarımızı arkadaşın evine bırakacağız bir gün öncesinden. Kendisi otogara araba ile geleceği için ona daha kolay olur taşımak diye (bize eşyasız otogara gitmek kolay olacak diye değil yani..). -Bilen varsa- Denizli İstiklal caddesi üzerinde Allı Cami'nin duvarının kenarına yığdık bütün eşyaları. Melis ve Ceyda diğer arkadaşımızı çağırmak üzere onun evine gittiklerinde ben bütün malzemelerin başında, yorgunluğumu atmak için tulumlardan birinin üzerine oturmuş, elimde kovboy şapkam bekliyorum. O esnada yan taraftaki alışveriş merkezinden ellerinde cipslerle çıkan çocuklardan birisi bana doğru yaklaşmaya başladı:

Çocuk: Abi! Sen yabancı mısın?
Aziz: (aldırmaz bir eda ile gülümsedim ve evet dercesine başımı salladım)
Çocuk: (gitmek üzere iken geri dönüp) Peki abi, ingiliz misin sen?
Aziz: (yine aynı tavır ile kafamı salladım)
Çocuk: (diğer çocuğa) Yaa, gördün mü! Ben sana demedim mi ingilizdir diye...

İşte böyle, zamanı ile İngiliz bile oldum ahali...


(Fotoğraf: Burcu Çoban; Minolta XG1, 100 Asa Kodak ProFoto; Ocak 2007, IKEA, Forum Bornova)

29 Mayıs 2009

Neşeli Diyaloglar - II

Mayıs 29, 2009
Yeni bir Neşeli diyalogla neşenize neşe katmak istedim. Bunu anlattıktan sonra Neşe bana ne katar onu bilemedim yalnız. Gerçi bu sefer diyaloğumuzun yan karakteri Neşe.... Olaya geçiyorum.

Neşe, ortak iki arkadaşımız ve anneleri bir akşam bir araya toplanırlar. Toplam 6 kişi "N'apsak, n'apsak, Tabu oynasak" deyip oyunun başına kurulurlar. Tabii ki takımlar da hazır, anneler bir takım, çocuklar diğer takım. Oyun ilerlemektedir ve sıra çocuklara gelir tekrar, anlatma sırası da Neşe'de... Çıkan kelimeyi hatırlamıyorum lakin "Kraliyet" ile alakalı birşeyler olması muhtemel. Neşe anlatmaya koyulur:

Neşe: Hmmm... Elizabeth ne?
Eylül: Masturbasyon!!
Anneler: ???!
Çocuklar: !!!?

Çocuklar yarılır, anneler şaşırır, oyun biter.

28 Mayıs 2009

Onurlu Diyaloglar - IV

Mayıs 28, 2009
Peder

Henüz 5 dakika önce zuhur eden en taze Onurlu diyaloğumuzu aktarmak istiyorum huzurlarınıza..

Witchie: Onur hadi kalk, uyan!
Onur: Hmm.. Tamam, pederleri alıp geliyorum...
Witchie: Ne, ne pederi?
Onur: Pedersiz almıyorlar ya, o yüzden. Hem küçük harfleri de koyu yaparız.
Witchie: Ne diyorsun yaa, uyan, uyan!
Onur: Ya uyanığım zaten, az önce siz konuşurken duymuştum oradan aklımda kalmış...
Witchie: ??!

Yok, yani biz bu çocuk rüyalarında ne görüyor gerçekten merak eder olduk ahali. Var mı bir fikri olan?

10 Mayıs 2009

Şaşıran Diyaloglar - I

Mayıs 10, 2009
Ünlü

Garibim ben. En azından Kayseri halkından aldığım izlenim bu... Lakin zaman zaman yediğim haltları düşünürsek, normal bir insan gibi davranmadığımı, yani kelimenin özü ile garip olduğumu ben de itiraf ediyorum. Yazın ayağında bot, sırtında evi olan; bulduğu yere oturan (orta resimdeki İstiklâl Benetton'un önü ve ben adım gibi eminim orada hala %50 indirim yazıyordur, birisi bakıp bana haber etse yaa...), dinlenmek için zaman-mekan ayırt etmeyen; ilginç bir şapka takan, uzun saçlı, uzun sakallı; yeri geldiğinde saçını sakalını ören bir herif ne kadar normal görünebilir?



Kayserilinin açısından da durum aynen böyle: "Ortaam, bu gün bi adam gördüm, adam demeye bin şahit. Adam dicen ama saçı uzun (neredeyse belinde artık :) ), keçi gibi bir karış sakalı var, kısa don giymiş bi dene de altına, çıkmış pisilketin tepesine ordan oraya koşuşturuyo... Bi de şapka takmış hele hiç sorma, sanırsın altındaki pisilket değil at...". Hâl böyle olunca ben sokağa çıkar çıkmaz istisnasız bütün gözler üzerime dikiliyor. Kimisi sadece bir an için bakıp kafasını çeviriyor, kimisi ben yanından geçene kadar gözünü ayırmıyo ve hatta kimisi beni görür görmez olduğu yerde donup kalıp uzun uzun beni seyrediyor, taa ki ben gözden kaybolana kadar.

İşte bu süreçlerde bazen ilginç yorumlar duymuyor değilim: "Şşşt, sataniste bak laaaa!!!", "Sakalını si...min çocuu, tipine bak", "Abla, abla adama bak uzun saçlıııı!!!", "Rakçı olum bu rakçı....", "Şuna bak şuna, arkadan kız, önden keçi!!!"... Düşününce hepsi çok komik, ben gayet eğleniyorum buranın halkı ile, cidden...

Bazen bir çok kişi için en kolay ve mantıklı çözüm benim turist olabileceğim oluyor. Bu yüzden "Hello, how are you?" yada "Abi, sen turist misin?" gibi şeyleri duymuşluğum çok. İşte bu süreçler içerisinde diyalog kurmaya cesaret edebilenler oluyor, ilk şokunu atlatıp. Tabii bu kadar büyük cesareti de çoğunlukla çocuklar gösteriyor...

İşte bu şekilde ortaya çıkıyor Şaşıran Diyaloglar. Şaşkınlığın verdiği soru işaretlerini giderme çabaları ile.. 2 hafta kadar önce de yine benzer bir diyaloğu yaşadım. Bisikletle eve dönerken yakındaki ilk öğretim okulundan çıkmış çocuklardan biri adımı sordu. Soruyu duyunca birden geri geldim ve söz konusu şaşıran diyaloğumuz böylece oluşmuş oldu...

(Sefa, Mehmet ve Şevki adında 3 çocuk ve arkadaşları)

Sefa: Abi, senin adın ne?
Aziz: Ne oldu, niye merak ettin adımı?
Sefa: Ha, yok abi bişi, yok...
Aziz: Tamam, tamam gel buraya... Benim adım Aziz, senin ki ne?
Sefa: Sefa abi benim adım.
Aziz: Ne güzel, kaça gidiyorsun sen Sefa?
Sefa: 3'e gidiyom ben abi.
Aziz: 9 yaşındasın yani?
Sefa: Evet abi. (Tam o esnada arkadaşları gelir)
Aziz: Niye bu kadar merak ettin bakalım adımı?
Sefa: Yok abi, öyle merak ettim, ondan..
Aziz: (çocuklara uzun uzun baktıktan sonra gülümseyerek) Garip görünüyorum di mi size?
Sefa: Evet abi, farklı görünüyon..
Mehmet: Abi saçın niye uzun senin?
Aziz: Bilmem, uzatmak istedim...
Mehmet: Bıyığın da uzun abi senin...
Aziz: Valla, saç-sakal-bıyık, ne varsa uzattım. Üşengeçliktendir belki kimbilir... Sizler kaç yaşındasınız?
Mehmet: 10 yaşındayım abi ben.
Şevki: Ben 8 yaşındayım abi!
Aziz: Peki, bakın neredeyse bir 15 yıl var ben kadar olmanıza, bakalım siz o süreçte ne kadar değişeceksiniz, nelere karar vereceksiniz.
Mehmet: Top sakal bırakcam abi ben...
Şevki: Ben bırakmıcam sakal-bıyık, sevmiyom ben...
Aziz: Gördünüz mü, hepiniz şimdiden bir profil çizmişsiniz.. Hele bi yıllar geçsin bakalım.
Sefa: Abi, okulda öğretmenlerin bişi demiyo mu sana?
Aziz: Yok hayır, demiyorlar. Sizin okullarınız gibi değil üniversite, farklı...
Şevki: Eee, abi hiç kestirmicen mi saçını sen?
Aziz: Askere giderken kestireceğim illa ki.
Şevki - Sefa: (şaşkınlıkla) Abi sen askere gitmedin mi ki? Kaç yaşındasın sen?
Aziz: 23
Sefa: Ee, sen niye gitmedin askere benim abim gitti geldi.
Aziz: Bana "sen önce okulunu bitir, askerlik ondan sonra" dediler.
Şevki: Hee, ben biliyom benim bi abim de gitmedi daha, okuyo diyee...
Sefa: Abi sen gitara mı gidiyon peki?
Aziz: Efendim?
Sefa: Gitara mı gidiyon abi, gitara...?
Aziz: Yok, yok hayır...
Sefa: Peki abi, ünlü müsün sen??
...

Hepsi meraklı gözlerle bana bakıyordu, ben de onlara baktım uzun uzun... Gülümsedim, "Hayır, öğrenciyim ben sadece, ünlü değilim" dedim. Sonra yolladım onları evlerine geç kalmasınlar diye... Gülümsedim ayrıldım aralarından.

27 Nisan 2009

Neşeli Diyaloglar - I

Nisan 27, 2009
Uzun bir süre beklettikten sonra yeni diyalog serisini sizlerin huzuruna sunabilmekten gurur duyarım...

Mars

Artık yeterince bildiğiniz üzere bizler astronomi ile meşgul insanlarız. Herhangi bir ilişki içerisinde bulunduğunuzda ise sevgiliniz astronom değil ise otomatikman amatör astronom oluyor. Bu konuda yeterince bilgi sahibi olduktan sonra astronominin içinde bir hayli yer alan insanlar da mevcut. İşte karakterimiz bu kişilerden birisi. Kendisi ne kadar mühendis olsa da, aynı zamanda bir amatör astronom.

Tabi ben size bu kadar detay verdim lakin bu bilgiler sadece bu diyalog için gerekli bilgilerdi. Yani karakterimizin astronomi bilgisinin normal bir vatandaşınkinden daha iyi olduğunu söyleyeyim size ve Neşeli bir diyaloğun kucağına bırakayım, buyurunuz:

Özgür: Aaa, neredeyse unutuyordum, bugün Mars örtülmesi vardı.
Neşe: Mars örtülmesi mi, nereden biliyorsun ki?
Özgür: Astronomi ile ilgili yerlerde boy boy yazıyor zaten, en azından gök olayları yıllığı diye bir şey var...
Neşe: Hayır onu demiyorum ben...
Özgür: Ee, ne o zaman?
Neşe: Ne belli Mars örtülmesi olacağı, Mars Ay'ın önünden geçemez mi?...
Özgür: ??!!
Neşe: Aaaaa, bi dakkaaaa.......... :)

Gerçi karakterimizin amatör astronom olmasına bile gerek yoktu bunu anlamak için o ayrı konu...


(Fotoğraf: st-ziza)

13 Nisan 2009

Onurlu Diyaloglar - III

Nisan 13, 2009
Uyur-Konuşur

Efenim sevgili onurCUK'un uykusunda konuştuğunu artık biliyorsunuz. Bu yüzden sevgili onurCUK Onurlu Diyaloglar için epey iyi meyve verdi... Lakin bir de diyalog dışı kalan tek başına tek cümlelik konuşmalar var. İşte size bu derlemeleri aktarmak istiyorum. Buyurunuz efenim Uyur-konuşur bu vatandaşın uyurken kurduğu cümleler ve attığı naralar:

  • Al onu oradaaaan!!!!
  • İmkaaanı yok oturmam!
  • (Uykusundan aniden uyanır, sağa sola bakınır) Yuh a.k., yat yat bitmiyor... (ve tekrar uyumaya döner)
  • (Ayağı ile rüyasında gördüğü şeyi itelemektedir aynı zamanda tepkisini koyar) Bırak diyorum, bıraksana yaa, sktir git, alla allaaaa!!!.....
  • Yok bu sefer yapmayacağım, cidden bak...
  • (Kıkır kıkır gülmektedir) Ahahhahhahhahha.... Çocuklar, yapmayın hıhıhı, yapmayın yaa, çocuklar, hehehhhehe... :)
  • Niye güldün ki sen şimdi?
  • Buldun mu kabloyu?
  • Ortalık karıştı burada!
Evet sevgili dostum, rüyalarında ortalığın karıştığı bariz ortada... Açıklama yapmana gerek yoktu...

23 Şubat 2009

Duygusal Diyaloglar - IV

Şubat 23, 2009
Delik

2009 Dünya Astronomi Yılı etkinlikleri için Kayseri Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonundayız. Daha doğrusu salonunda önünde. Etrafta astronomik fotoğraflar, bilgi tabletleri vs...

Canımız sıkkın muhabbet ediyoruz... Saçma sapan boş şeyler çıkıyor ağzımızdan, kâh gülüyor, kâh düşünüyoruz. Derken bir anda Duygu'nun bize yaptığı uyarı ile irkildik:

Duygu: Bulduğunuz her deliğe parmağınızı sokmak zorunda mısınız ya!!!

Bir anda irkilip kendimize geldik, sonra da gülmekten yarıldık.

Arkadaş üzerindeki kazağın -resimdekine benzer- boşluklarını kastediyormuş meğersem...

19 Şubat 2009

Duygusal Diyaloglar - III

Şubat 19, 2009
Sevgili

Bakmayın başlıkta Duygusal Diyaloglar yazdığına... Bu sefer bir açıdan duygusal sayılabilecek bir diyalog aktaracağım. Bir fark daha var: Diyaloğu yaratan kişi bu sefer Duygu değil. Duygu bu sefer olayımızın baş kahramanı.

Sevgili arkadaşımızın başını bağladığı bir adet sevgilisi var: Metehan.

Metehan 4. sene Astronomi öğrencisi. Fakat okula bir yıl ara verdiği için 3. sınıfta. Duygu ise 3. sene 3. sınıf Çin Dili öğrencisi. Bunları niye söylüyorum açıklayayım: Her sene astronomiden 5 kişi mezun oluyor, 25 kişi de okulu uzatıyorsa, çin dili bölümünde 25 kişi mezun olurken en fazla 5 kişi okulu uzatır. Durum bu.

Bu hâl içerisinde Metehan arkadaşımız hocanın onu haksız yere bıraktığı Yıldız Atmosferleri dersi için hocanın odasına gider ve olaylar gelişir:
Metehan: Hocam merhabalar.
Hoca: Buyrun!
Metehan: Hocam ben geçtiğimiz dönem sizden Yıldız Atmosferleri dersini almıştım.
Hoca: Evet?
Metehan: Hocam benim ders için verdiğim ödevi ve sınavda yaptıklarımı düşünürsek kalmayı hak etmedim. Notlara tekrar göz atma imkanınız var mı?
Hoca: Metehan, notu aldıysan sisteme girdiyse artık benim yapabileceğim bir şey yok demektir...
....
Bunları takip eden bir dizi muhabbetten sonra Metehan son bir çırpınışla içini döküp, haykırır:
Metehan: Hocam, böyle giderse kız arkadaşım benden önce mezun olacak, bir şeyler yapsanız?

Çok duygusal bir an olsa gerek diye düşünüyor yorumunu size bırakıyorum... :D

15 Şubat 2009

Arzulu Diyaloglar - III

Şubat 15, 2009
Rüya

Sınavlardı, tatildi derken uzun bir süre görüşmedikten sonra aramaya, hasret gidermeye karar vermiştim. Bir halini hatırını sorar, nasıl olduğunu öğrenirim diye ümit ediyordum. Yani benim beklediğim sıradan bir telefon konuşmasıydı. Fakat bir şeyi gözden kaçırıyordum: Aradığım kişi Arzu idi!

Sözü fazla uzatmadan arzulu bir diyalogla daha baş başa bırakıyorum sizi...

Uzun süren ton sesinden sonra telefon nihayet açılır ve olaylar zuhur eder:
Aziz: Heey! Naber, ne yapıyorsun?
Arzu: Hııahh, hı?
Aziz: Ohoooy, bu ne uykusu ya erkenden, günaydın!
Arzu: Hı-hıı... Aziz...
Aziz: Eee, naber bakalm?
Arzu: Acil yapmak zorunda mısın?
Aziz: Ne?
Arzu: Acil yapmak durumunda mısın Aziz?
Aziz: Ne acili ya, ne oluyor?
Arzu: Niye acil yapıyorsun yaa? Acil yapmasan?
Aziz: Arzuuuuu!! Uyuyorsun daha... Hoop..
Arzu: Hı? Aziz!
Aziz: Günaydın!
Arzu: Sana da...
...
Konuşma bir müddet devam eder, kapatmak üzereyken...
Aziz: Arzu, telefonu nasıl açtığını hatırlıyor musun?
Arzu: Hmmm.... Aaa, bi dakika ya, hatırlamıyorum..?!
Aziz: Aferim sana!

Uykusunda konuşan insanı bir yere kadar normal karşılayabilirim lakin uykusunda telefonla konuşanı bilemiyorum. :)

29 Ocak 2009

Numaradan Diyaloglar - IV

Ocak 29, 2009
Kuaför

Zaman zaman yaşadığım şeye inanamıyorum. Yok olmuyor, düşünüyorum, kurguluyorum yok... Aklıma mantığıma sığdıramıyorum. Telefon açıp konuşmayan, yada telefona üfleyen püfleyen sapıkların yaptıkları da ben de bu etkiyi yaratıyor. Bu sefer bir telefon sapığı harici ilk defa bu durumu yaşadım, anlam veremedim... Düşündüm, düşündüm de çıkamadım işin içinden..

Akıl karışıklığıma bir an önce son vermek için sizi numaradan bir diyaloğa bırakıyorum efenim. Buyurunuz...

Tam da telefonun başında, alakasız bir konudan muhabbet ederken telefon çalar ve olaylar zuhur eder:

Aziz: Efendim?
Kadın: Aa, yanlış aradım zannedersem..
Aziz: Nereyi aramıştınız?
Kadın: Kuaförü aramıştım da yanlış çevirdim zannedersem.
Aziz: Evet, yanlış(!) çevirmişsiniz.
Kadın: Kusura bakmayın.
Aziz: Önemli değil, güle güle...

Hepinizin aynı tepkiyi verdiğini biliyorum: "Olay nerede? Sıradan bir diyalog bu."

Siz kendinizi yormadan ben açıklayayım durumu. Telefon eden hanım efendi İstanbul'dan arıyor. Kayseri'de yaşadığımı hatırlatmama zannedersem gerek yok. Yorum sizin...

26 Ocak 2009

Numaradan Diyaloglar - III

Ocak 26, 2009
Kürt Kenan

Her şey bir kenara, bir de yanlış numarayı çevirdiği halde kendini haklı çıkarmaya çalışan yada karşı tarafı azarlayan tipler de var. Arayan kişinin "Yanlış numara madem ne açıyorsun, baksana telefonuna kim arıyor?" şeklinde bir cümle kurduğuna arkadaşım şahit olmuş. Bazı insanların doğar doğmaz "Elim ayağım tutaydı da gösterseydim kıçıma şaplak atmak ne demekmiş, doktor müsvettesi!!!" dediğini düşünmekteyim böyle olaylardan sonra...

Bu konu uzar gider.... O yüzden burada kesiyor, sizleri numaradan bir diyalogla başbaşa bırakıyorum...

Sıradan bir günde, mutfakta sakin sakin kahvaltı yapılmaktadır. Birden çalan telefon duyulunca koşa koşa telefona yetişilir ve olaylar gelişir:

Aziz: Efendim?
Adam: Alo, koçum naber, nasılsın?
Aziz: Pardon ben çıkaramadım sizi?
Adam: Çıkaramadın ha, bak sen! Düşün bakalım bir...
Aziz: Yani, ses de çok tanıdık gelmedi ama...
Adam: Ulan var ya, Kenan ben!
Aziz: Kenan???
Kenan: Tanımadın mı hala be!
Aziz: Düşünüyorum ama....??
Kenan: Yahu, Kürt Kenan ben, Kürt Kenan! Hala mı tanımadın?
Aziz: Afedersiniz ama tanımadım.
Kenan: Ya, hay.... Tamam, kapat kapat!!
Aziz: ??!
Kenan: Çat.... dııııt dıt dıt dıt dıt....

Yanlış numara çevirmek sorun değil. İnsanlarla saçma konuşmalar yapmak, yanlış aramadığını diretmek de bir nebze kabullenilebilir. Fakat, bu nedir? Yanlışlıkla aradığın kişiyi azarlamak! Yok efenim, tanımıyorum ben Kürt Kenan falan...

Ne İzliyorum?

StZiza

En Son Yazılar

randomposts