Seyahatnâme-cik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seyahatnâme-cik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2010

Seyahatnâme-cik - N

Aralık 14, 2010
Seyahatnâme-ciklerimi yazıyordum bir ara. İşte onlara devam edeceğim. Çok taze olmayacak ama Kore, Japonya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Sırbistan, Makedonya ve Yunanistan yazılmayı bekliyor.

Toparlayıp geliyorum...

30 Aralık 2009

Seyahatnâme-cik - II.a

Aralık 30, 2009
Özel Bölüm

Güzergâhı sizlerle ilk paylaşalı 100 günü çoktan geçmiş. Bu yüzden yol haritamızı hatırlayalım diye buraya tekrar koyma gereğini hisstettim.

Denizli -> İstanbul -> Sofya -> Üsküp -> Ohrid -> Üsküp -> Sofya -> İstanbul -> Denizli -> Kayseri -> İstanbul -> Seul -> Daejeon -> Busan -> Fukuoka -> Kyoto -> Osaka -> Tokyo -> İstanbul -> Kayseri.

Bu güzergâh üzerinde Denizli'ye kadar olan kısmı geride bıraktık. Bu esnada Sofya'nın yalan olduğunu da söylemiştim galiba...

Sonrasında ise Kayseri'ye geçtim. Kayseri'ye geçiş süreci tamamen okul ile ilgili işler içindi. Ders kayıtları, Metehan'ın pasaport işleri, gerekli izinlerin alınması... Kısa sürdü Kayseri ziyareti. Kayseri'ye geldikten 8 gün sonra asıl yolculuk başlıyordu... Önce İstanbul'a, oradan da Güney Kore'ye...

3 Ekim akşamı Kayseri Terminali'nden çıktık İstanbul'a doğru yola. İstanbul'a geldiğimizde uçağımıza 13 saat vardı. Bu sebeple Taksim'e geçip orada oyalanmak istedik. Ama ne oyalanmak: 3,5 Saat Galatasaray'ın karşsındaki Simit Sarayı'nda, 3,5 saat İstiklâl'in girişindeki Burger King'de ve 1,5 saatte Simit Sarayı'ndan Burger King'e yürürken geçirdik. Oturduğumuz zaman dilimlerinin bir kısmını da uyuyarak geçirdik. Ancak uyurken, Burger King'de uyumanın yasak olduğunu da öğrendik.

İstanbul'dan sonra rotamız Seul -> Daejeon -> Busan -> Fukuoka -> Kyoto -> Osaka -> Tokyo -> İstanbul -> Kayseri şeklindeydi ve biz yolumuzun kalanını da tamamlamak üzere Taksm'de geçirilen 8,5 saatten sonra havaalanına gittik ve uçağımıza bindik. Böylece Güney Kore'ye olan yolculuğumuz başlamış oldu...

Seyahatnâme-cik - 3: Güney Kore
Seyahatnâme-cik - 4: Hiçbir Yer
Seyahatnâme-cik - 5: Japonya

03 Kasım 2009

Seyahatnâme-cik - II

Kasım 03, 2009
1 Japon, 2 Türk, 1 İskoç

İlk Seyahatnâme-cik'te
kısaca bahsettiğim bir macera aslında bu. Güzel bir gündü benim için, Metehan için, hepimiz için.

Her şey Hiro'nun bana facebook üzerinden attığı mail ile başladı. 15-18 Eylül tarihlerinde İstanbul'da olacağını, beni de görmek istediğini belirtmiş. Çok sevindim, gelince onu gezdirebileceğimi, mümkün olursa o gidene kadar İstanbul'da kalacağımı yazdım.

Hiro Tokyo'dan THY uçağı ile geliyor ve saat sabah 06.15'de İstanbul'a iniyordu ayın 15'inde. Benim için ayın 15'i zaten erken başlamıştı (daha doğrusu gece hiç uyumadığım için başlaması sorun olmadı). Sevgili Ana otobüs'e kargo vermişti Üsküp'ten. Onu almak için sabah 8'e 10 kala çıktım Bakırköy, Osmaniye'de Serkanların evinden. Metro ile otogar'a gidiyorum derken Hiro aramaya başladı. Metro'da olduğum için açmak istemedim. Bir kaç kere ısrarla aradı lakin cevap veremedim.

Kargo'mu aldıkan sonra aradım Hiro'yu fakat Hiro'nun mükemmel(!) ingilizcesi ile anlaşmamız biraz güç oldu. Ve'l-hasıl saat 14.00'te Sultanahmet'te olacağımı söyledim. Saat 14.30'da Sultanahmet'te idim lâkin Hiro saat 12'den itibaren beklemeye başlamış Sultanahmet durağında... O sırada da iki arkadaş edinmiş onlarla konuşuyor, tabi arkadaşlar da Türk...

Hiro ile buluştuktan sonra Sultanahmet Köftesicisi'nde yemek yedik ilk olarak. Sonrasında da Sultanahmet Camii'ni, Ayasofya müzesini ve Yerebatan Sarnıcı'nı gezdik. Sevgili Ana İstanbul'a geldiği zaman gizlice sokmuştuk Yerebatan'a Türk ayağına ama tabi allahın japonunu sokamadık aynı şekilde...

Yerebatan'dan sonra günün en ilginç kısmını yaşayacağımız yere, bir çay evi'ne doğru ilerlemeye başladık. Oturduğumuz yerde Metehan Hiro'ya Tavla oynamasını öğretti ve Hiro ilk oyununda Metehan'ı yendi. Hemen sağ masamızda oturan kel bir adam sürekli dikkatimi çekmekteydi. Elinde bir nargile, sürekli çalışanlarla konuşunca oturduğumuz yerin sahibi olduğunu düşünmüştüm. Ne var ki bir anda Hiro'ya doğru dönüp elindeki nergileyi uzatarak "Do you wanna smoke?" demesin mi....

Robert imiş arkadaşın adı. Canı sıkılmış, nargile de biraz acı gelince paylaşmak istemiş. Emlakçı imiş Robert İskoçya'da. "Çok güzel" dediğimde "Eh işte, tatillerimi çıkaracak kadar para kazandırıyor" dedi. O "Eh işte" cümlesini söyleyen Robert sonrasında dünyada gezdiği ülkelerin sayısını bilemdiğini de söyledi. O kadar çok gezmiş yani...

Sonra oturduk bir şiir kitabı okuduk beraber, ben şiirleri çevirdikçe gülmekten yarıldık... ("Manyak gibi" başlıklı bir şiir vardı, şiirden bahsetmiyorum bile...)

Saat geç olduğunda ben Denizli'ye dönmek zorunda olduğum için ayrıldık Metehan ile, Hiro'yu bizim İskoç ile bırakarak...


Seyahatnâme-cik - 3: Güney Kore
Seyahatnâme-cik - 4: Hiçbir Yer
Seyahatnâme-cik - 5: Japonya

Ne İzliyorum?

StZiza

En Son Yazılar

randomposts