Neyse ki üç yılı doldurmadan dönüp geldiğim bir yer var en azından. Teknoloji çağında bu kadar uzak kalmayı çok hor görmemek lazım; "buraları terk ettim, hak ettiği değeri veremiyorum" diye eskisi kadar acımasız davranmıyorum kendime. Hayat telaşıyla unutup gideceğim ve herhangi bir yazım buradaki son yazım olacak bir gün... Ya da ben o noktaya gelmeden belki de Blogger veda edecek internet âlemine, kim bilir...
Son zamanlarda tüm bu yazma çizme ve blog konularıyla alakalı en çok üzüldüğüm şey, bir dönem büyük ilham aldığım "The One Minute Writer"ın hesabının kapandığını görmek oldu. İşte bu noktada insan, bazen bir şeylerin çok daha derinden değiştiğini anlıyor. Ama en azından ben buradayım... Şimdilik.
Çok ilginç bir şey yaş almak, deneyim kazanmak; buna "yaşlanmak" dememe konusunda inadım var. Hayat dediğimiz bu mecrada 40. seviye bir oyuncu olarak bunları yazıyorum ve fark ediyorum ki deneyim kazandıkça, elde edilen her tecrübenin muhteşem olmadığını görüyorsun. Bazen hayat seni temelinden sarsıyor. Bir gün yazmaya karar verdiğimde bu sarsıntıları da kaleme alırım; hatta belki fırsat bulursam 2016-2026 on yılını ele alacak bir "Once Upon a Time in My Life" yazısı da gelir, kim bilir?
Her şeye rağmen, hep söylediğim gibi hayat gerçekten çok ilginç ve bir noktada elinize bir tutam güzel çiçek tutuşturmayı çok iyi biliyor. Instagram'ın hayatımızı ele geçirdiği, YouTube'un saçma sapan kısa videoları arasında kaybolduğumuz bir dönemde, "eskisi kadar kendim için yazamıyorum" diye dert yandığım birinin bana kendi blogumdan bahsetmesini hiç mi hiç beklemiyordum. Beni çok derinlemesine tanıyan birinden bahsetmiyorum bu arada; çok yakın bir arkadaşım veya beni yakından takip eden bir öğrencim falan değil. Bir süredir tanışıyor olsak da yaptığımız o güzel muhabbetlerde daha derinden tanımaya başladığım yeni birinden söz ediyorum.Düşünsenize, kim derdi ki: "Aziz dostum, yeri gelir biriyle tanışırsın ve o kişi herkesten bir adım öteye geçip seni derinden tanımak ister." Sonra şöyle devam ederdi bu muhabbet: "İşte bir gün sen de kalkar o kişiyi yazarsın böylelikle. Yazmak için böylesine güzel bir bahanen olması çok iyi olmaz mıydı?" Kafamın içinde kurduğum bu farazi muhabbete çok net bir şekilde gülebilirdim ancak böyle bir şey gerçekten yaşandığında yüz ifadem hiç de öyle olmadı. The Notebook filminde Noah (Ryan Gosling) ile Allie'nin (Rachel McAdams) yağmur altında kavuştuğu o sahnede, Noah'nın yüzüne oturan o muhteşem gülümsemeye benzer bir ifade kaplamış olabilir yüzümü. Tabii kendimi dışarıdan görmediğim için biraz abartıyor olabilirim ama içimdeki hissiyat tam olarak buna karşılık geliyor.
İşte şimdi o kişiyi yazıyor olmak bambaşka bir mutluluk. Yaptığımız o blog muhabbetinden sonra kendisi defalarca rüyama girdi, zihnimde sağlam bir yer edindi ve ben o konuşmadan sonra onunla yeniden görüşmek için adeta can atar oldum. Görüştüğümüz gün de gerçekten bir o kadar anlamlı ve güzeldi. Çok detay vermek niyetinde değilim aslında; zira neredeyse her gün görmeye başlayacağım, belki de günü geldiğinde her gün görmekten büyük keyif alacağım birinden bahsediyorum. Hayatıma, en beklemediğim anda "Nasıl oralar?" sorusunu sorarak derinlemesine bir dalış yapmış birinden... Bu soruyu sorduğunda, kısa bir süre sonra iç dünyamda ne kadar derinlere inmeye başlayacağını bilseydim, cevap olarak "Buralar çok güzel sen geldiğinden beri; inanılmaz mutlu ve huzurlu bir yer. Benimle hiç bitmeyen bir çaya, kahveye ve sonsuz bir muhabbete ne dersin?" diyebilirdim. O zaman diyememiş olsam da sanırım şimdi dedim.
Toparlayayım, nerede kalmıştık... "Çok detay vermek niyetinde değilim aslında zira..." diyordum. Çünkü henüz o derinlere inme aşamasında olan birinden bahsediyoruz; yani anlatacak, hakkında konuşulacak daha çok şey olacak. Öncelikle bakalım bulduğu ve okuduğu bu satırlarda yer almaktan keyif alacak mı bu kişi? Bir sorun olacağını zannetmiyorum ama yine de bunu görmek ve duymak lazım. Sonrasında belki nice yeni ve güzel yazıyla şenlendirir burayı...Çok uzatmayacağım, bir seslenişle yıllarca süren sessizliğimi bozmuş olayım: Yazamamaktan hayıflanıp dururken yazma sebebim olan o güzel insan, hoş geldin!





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder