29 Mayıs 2009

The End!

Mayıs 29, 2009
Çok güzel bir film izlersiniz ve hani sonra bittiğinde üzülürsünüz; ya da yıllardan beri bir dergiyi takip etmektesinizdir ve dergi herhangi bir sebeple yayın hayatına son verirse kahrolursunuz. Ne bileyim ben, bu işler böyle benim için bir şeyin sona gelmesi ve bitmesi. Scrubs bile bitti 8 seneden sonra, üzüldüm...

Bir şeyleri kaçınılmaz sona bağlayan ne hep çok merak ettim lakin çözmem için kaçınılmaz sona gelmiş olmam gerektiğini de farkettim. "The End" dedim yazıya lakin ben yazmayı falan bırakamam. Kendi kaçınılmaz sonumla beraber biter benim kalemim... Ya kalkar buraya yazarım, ya da alır kalemimi defterime karalarım satırlarımı... Ama yazarım nihayetinde, son yoktur, final yoktur.

Son günlerde takip ettiğim blogların üst üste kapanması, yazarlarının bizlerle paylaşmayı bırakması da içime koyar oldu. Herkesin hayatı birbirinden zor. Herkesin de geçerli bir sebebi var bunu da biliyorum. Ben sadece aynı kalemden çıkan güzel yazıları artık bir daha okuyamayacak olmama üzülüyorum yani, olan bu...

28 Mayıs 2009

Download-mania

Mayıs 28, 2009
İnternetin sınırsız olmasından dolayı ödediğimiz her kuruşun hakkını vermek için sürekli bilgisayara bir şeyler indirmek ve bilgisayardan bir şeyler göndermek ile meşgulüz. Masaüstü bilgisayar üzerinde 1,2 TB sabitdisk bulunmakta. Aralık, Ocak ve Şubat aylarında internete iyice yüklenmemiz sonucunda bu 1,2 TB disk alanının %90 kadarını doldurmuştuk. Son bir ay içinde yapılan temizlik ve boşaltılan alanlardan sonra bu ay yine yelkenler fora... Ne var ki bu ay 185 GB'lık veri transferi rekorumuzu (130 GB download, 55 GB Upload) kıramayacak olsak da geçen aylara nazaran fena sayılmayız. Ayın kalan son 4 günü için koyduğum hedef 40 GB veri transferi ki bu sayede en azından rekora yaklaşmış olalım. Bir gün TTNet'in en düşük bağlantı hızı ile yapılabilecek maksimum veri transferi'ne (270 GB) ulaşmak dileği ile..

Onurlu Diyaloglar - IV

Mayıs 28, 2009
Peder

Henüz 5 dakika önce zuhur eden en taze Onurlu diyaloğumuzu aktarmak istiyorum huzurlarınıza..

Witchie: Onur hadi kalk, uyan!
Onur: Hmm.. Tamam, pederleri alıp geliyorum...
Witchie: Ne, ne pederi?
Onur: Pedersiz almıyorlar ya, o yüzden. Hem küçük harfleri de koyu yaparız.
Witchie: Ne diyorsun yaa, uyan, uyan!
Onur: Ya uyanığım zaten, az önce siz konuşurken duymuştum oradan aklımda kalmış...
Witchie: ??!

Yok, yani biz bu çocuk rüyalarında ne görüyor gerçekten merak eder olduk ahali. Var mı bir fikri olan?

20 Mayıs 2009

Bir Parça...

Mayıs 20, 2009
Bir parça sevinç vardı bugün.
Kuş cıvıltısı vardı
sabah pencereden içeri dolan
ve
Bir parça sevinç vardı...
Bir parça hasret vardı bugün,
Eski dostlarla giderilen...
Bir parça yağmur vardı,
yüzüme vuran,
Bir parça rüzgar,
o yağmuru doyuran...
Bir parça sevgi vardı bugün,
uzaklardan kendini hissettiren,
Uzakta olan..
Bir parça helecan vardı bugün,
mektupla gelen...
Bugün...
Bugün bir parça mutluluk vardı,
yağmur, sevgi, mektup derken,
bir parça mutluluk vardı bugün,
içimde biten...


20 Mayıs 2009
Talas


(Fotoğraf: OjosVerde)

10 Mayıs 2009

Şaşıran Diyaloglar - I

Mayıs 10, 2009
Ünlü

Garibim ben. En azından Kayseri halkından aldığım izlenim bu... Lakin zaman zaman yediğim haltları düşünürsek, normal bir insan gibi davranmadığımı, yani kelimenin özü ile garip olduğumu ben de itiraf ediyorum. Yazın ayağında bot, sırtında evi olan; bulduğu yere oturan (orta resimdeki İstiklâl Benetton'un önü ve ben adım gibi eminim orada hala %50 indirim yazıyordur, birisi bakıp bana haber etse yaa...), dinlenmek için zaman-mekan ayırt etmeyen; ilginç bir şapka takan, uzun saçlı, uzun sakallı; yeri geldiğinde saçını sakalını ören bir herif ne kadar normal görünebilir?



Kayserilinin açısından da durum aynen böyle: "Ortaam, bu gün bi adam gördüm, adam demeye bin şahit. Adam dicen ama saçı uzun (neredeyse belinde artık :) ), keçi gibi bir karış sakalı var, kısa don giymiş bi dene de altına, çıkmış pisilketin tepesine ordan oraya koşuşturuyo... Bi de şapka takmış hele hiç sorma, sanırsın altındaki pisilket değil at...". Hâl böyle olunca ben sokağa çıkar çıkmaz istisnasız bütün gözler üzerime dikiliyor. Kimisi sadece bir an için bakıp kafasını çeviriyor, kimisi ben yanından geçene kadar gözünü ayırmıyo ve hatta kimisi beni görür görmez olduğu yerde donup kalıp uzun uzun beni seyrediyor, taa ki ben gözden kaybolana kadar.

İşte bu süreçlerde bazen ilginç yorumlar duymuyor değilim: "Şşşt, sataniste bak laaaa!!!", "Sakalını si...min çocuu, tipine bak", "Abla, abla adama bak uzun saçlıııı!!!", "Rakçı olum bu rakçı....", "Şuna bak şuna, arkadan kız, önden keçi!!!"... Düşününce hepsi çok komik, ben gayet eğleniyorum buranın halkı ile, cidden...

Bazen bir çok kişi için en kolay ve mantıklı çözüm benim turist olabileceğim oluyor. Bu yüzden "Hello, how are you?" yada "Abi, sen turist misin?" gibi şeyleri duymuşluğum çok. İşte bu süreçler içerisinde diyalog kurmaya cesaret edebilenler oluyor, ilk şokunu atlatıp. Tabii bu kadar büyük cesareti de çoğunlukla çocuklar gösteriyor...

İşte bu şekilde ortaya çıkıyor Şaşıran Diyaloglar. Şaşkınlığın verdiği soru işaretlerini giderme çabaları ile.. 2 hafta kadar önce de yine benzer bir diyaloğu yaşadım. Bisikletle eve dönerken yakındaki ilk öğretim okulundan çıkmış çocuklardan biri adımı sordu. Soruyu duyunca birden geri geldim ve söz konusu şaşıran diyaloğumuz böylece oluşmuş oldu...

(Sefa, Mehmet ve Şevki adında 3 çocuk ve arkadaşları)

Sefa: Abi, senin adın ne?
Aziz: Ne oldu, niye merak ettin adımı?
Sefa: Ha, yok abi bişi, yok...
Aziz: Tamam, tamam gel buraya... Benim adım Aziz, senin ki ne?
Sefa: Sefa abi benim adım.
Aziz: Ne güzel, kaça gidiyorsun sen Sefa?
Sefa: 3'e gidiyom ben abi.
Aziz: 9 yaşındasın yani?
Sefa: Evet abi. (Tam o esnada arkadaşları gelir)
Aziz: Niye bu kadar merak ettin bakalım adımı?
Sefa: Yok abi, öyle merak ettim, ondan..
Aziz: (çocuklara uzun uzun baktıktan sonra gülümseyerek) Garip görünüyorum di mi size?
Sefa: Evet abi, farklı görünüyon..
Mehmet: Abi saçın niye uzun senin?
Aziz: Bilmem, uzatmak istedim...
Mehmet: Bıyığın da uzun abi senin...
Aziz: Valla, saç-sakal-bıyık, ne varsa uzattım. Üşengeçliktendir belki kimbilir... Sizler kaç yaşındasınız?
Mehmet: 10 yaşındayım abi ben.
Şevki: Ben 8 yaşındayım abi!
Aziz: Peki, bakın neredeyse bir 15 yıl var ben kadar olmanıza, bakalım siz o süreçte ne kadar değişeceksiniz, nelere karar vereceksiniz.
Mehmet: Top sakal bırakcam abi ben...
Şevki: Ben bırakmıcam sakal-bıyık, sevmiyom ben...
Aziz: Gördünüz mü, hepiniz şimdiden bir profil çizmişsiniz.. Hele bi yıllar geçsin bakalım.
Sefa: Abi, okulda öğretmenlerin bişi demiyo mu sana?
Aziz: Yok hayır, demiyorlar. Sizin okullarınız gibi değil üniversite, farklı...
Şevki: Eee, abi hiç kestirmicen mi saçını sen?
Aziz: Askere giderken kestireceğim illa ki.
Şevki - Sefa: (şaşkınlıkla) Abi sen askere gitmedin mi ki? Kaç yaşındasın sen?
Aziz: 23
Sefa: Ee, sen niye gitmedin askere benim abim gitti geldi.
Aziz: Bana "sen önce okulunu bitir, askerlik ondan sonra" dediler.
Şevki: Hee, ben biliyom benim bi abim de gitmedi daha, okuyo diyee...
Sefa: Abi sen gitara mı gidiyon peki?
Aziz: Efendim?
Sefa: Gitara mı gidiyon abi, gitara...?
Aziz: Yok, yok hayır...
Sefa: Peki abi, ünlü müsün sen??
...

Hepsi meraklı gözlerle bana bakıyordu, ben de onlara baktım uzun uzun... Gülümsedim, "Hayır, öğrenciyim ben sadece, ünlü değilim" dedim. Sonra yolladım onları evlerine geç kalmasınlar diye... Gülümsedim ayrıldım aralarından.

01 Mayıs 2009

May Day (Uluslararası İşçi ve Emekçi Bayramı)

Mayıs 01, 2009




Yine 1 Mayıs: 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı. İşçilerin ve emekçilerin, ve onlara gönül ve destek veren insanların bayramı...

Bugün yine her 1 Mayıs'ta olduğu gibi bazı işçi kesimleri çeşitli yürüyüşler düzenlediler. Çeşitli gösteriler yaptılar ve törenlere katıldılar. Yapılan bu güzel törenler ve gösterilerden sonra, yorgunluğu da atmak için kırsal kesimlerde düzenlenen şölenlere katıldı herkes. Çalınan şarkılar eşliğinde eğlenildi. Günün tatil olması sebebi ile kimisi ailesini kapıp çayıra, ormana pikniğe koştu, kimisi ziyaret edemediği sevgili dostlarını ziyaret etti. Her yerde şenlik havası vardı adeta: Genci, yaşlısı, çoluğu çocuğu sevinçliydi.



Devlet erkanı da boş durmadı tabi. Sendikaların başlarındaki kişiler daha önceden ayarlandığı üzere siyasilerle, Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüştü. Sonra beraberce verdikleri dostluk ve kardeşlik mesajlarında bugünün önemine bir kez daha değindiler. Siyasiler üzerlerine aldıkları yükümlülükleri yerine getirmek için döndüler çalışmalarına...

Akşam evlerine dönen tüm halk aynı coşkuyu, sofrada aileleriyle beraber tekrar paylaştı, ekrandaki görüntülerle göremedikleri güzel etkinlikleri izledi. Güzel bir bayramdı yine, her zaman olduğu gibi. Güzel 1 Mayıs.

Sonra engin bir huzurla o akşam tekrar yataklara döndü insanlar. Bahar da geliyordu artık. Yarın erken kalkıp bu keyifle güzel bir kahvaltı ne de güzel giderdi...



(Bunlar yurt dışından bir yerden, insanların birbirlerine birazcık daha olsun saygılı olduğu güzel bir ülkeden alınmış 1 Mayıs izlenimleriydi. Bugün 1 Mayıs o ülkede böyle yaşandı. Bunları anlatan arkadaşım da ailesini kapıp kırlara gitti bugünün devamında. Babası için ise çok büyük bir gurur olduğunu söyledi ülkesindeki bu kutlamaların, ülkesi için zamanın en büyük devrimcilerinden biri için... Kazara(!) yanlış fotoğrafları yüklemişim yazıya, kusuruma bakmayın....)


(Fotoğraflar: NTVMSNBC FotoGaleri)

Sessizlik

Mayıs 01, 2009
Bir şeylerin iyi gitmesini beklerken sizi en çok öldüren şey: Sessizlik. Bir mutlu haber en ufak bir gelişme beklerken siz, en kötüsü bu... 'Kötü' demek, 'bitti gitti' demek bile daha iyi. Karşınızdaki insanın böyle bir durumda size istediğiniz güzel haberi verememesi. Tabi suç onunda değil zira en az sizin kadar üzüyor bu sessizlik onu. Onunda kelimeler çıkmıyor boğazından. Bir iki damla yaş ya geliyor ya gelmiyor. Sonra boğuk bir sesle "yok..." diyebiliyor sadece...

Her gece sabaha varır be dostum! Dayan, bari sen dayan bunca gidenin arasında....

27 Nisan 2009

Neşeli Diyaloglar - I

Nisan 27, 2009
Uzun bir süre beklettikten sonra yeni diyalog serisini sizlerin huzuruna sunabilmekten gurur duyarım...

Mars

Artık yeterince bildiğiniz üzere bizler astronomi ile meşgul insanlarız. Herhangi bir ilişki içerisinde bulunduğunuzda ise sevgiliniz astronom değil ise otomatikman amatör astronom oluyor. Bu konuda yeterince bilgi sahibi olduktan sonra astronominin içinde bir hayli yer alan insanlar da mevcut. İşte karakterimiz bu kişilerden birisi. Kendisi ne kadar mühendis olsa da, aynı zamanda bir amatör astronom.

Tabi ben size bu kadar detay verdim lakin bu bilgiler sadece bu diyalog için gerekli bilgilerdi. Yani karakterimizin astronomi bilgisinin normal bir vatandaşınkinden daha iyi olduğunu söyleyeyim size ve Neşeli bir diyaloğun kucağına bırakayım, buyurunuz:

Özgür: Aaa, neredeyse unutuyordum, bugün Mars örtülmesi vardı.
Neşe: Mars örtülmesi mi, nereden biliyorsun ki?
Özgür: Astronomi ile ilgili yerlerde boy boy yazıyor zaten, en azından gök olayları yıllığı diye bir şey var...
Neşe: Hayır onu demiyorum ben...
Özgür: Ee, ne o zaman?
Neşe: Ne belli Mars örtülmesi olacağı, Mars Ay'ın önünden geçemez mi?...
Özgür: ??!!
Neşe: Aaaaa, bi dakkaaaa.......... :)

Gerçi karakterimizin amatör astronom olmasına bile gerek yoktu bunu anlamak için o ayrı konu...


(Fotoğraf: st-ziza)

23 Nisan 2009

Sohbet

Nisan 23, 2009
Aşktan bahset bana biraz,
Nasıl geldiğinden bahset...
Kendinden değil.

Aşktan bahset bana biraz,
Nasıl sokulduğundan bahset...
Benden değil.

Aşkan bahset bu gece.
Bahset güzel kız,
Geçen gecenin
Nasıl yaşandığından bahset...
Bizden değil.

Eylül 2007

(Fotoğraf: H. Aziz KAYIHAN)

21 Nisan 2009

մի Հայերեն մարդ

Nisan 21, 2009
Evrilmiş insan oğlu yıllar yılı... Bugünlere, kimine göre bir hücreyle başladığı evrim sonucu gelmiş, kimine göre de ilk insanlar Adem ile Havva'dan. Nasıl olduğunun konu ile bir alakası yok. Sonuçta bir yerden gelmişiz ve hepimiz aynı kökenden, aynı kandanız.

Fakat nedense sayımız arttıkça aynı kandan da olsak, karındaş belki baba-oğul dahi olsak birbirimizi katletmekten, birbirimize düşman olmaktan kaçınmamışız. Hatta gün gelmiş ayırmışız kendimizi diğer insanlardan, isimler koymuşuz... Kimimiz Türk olmuşuz, kimimiz Yunan, kimimiz Ermeni. Birbirimizi sınıflamak da yetmemiş diğer sınıflardan atfedilmek hakaret gibi olmuş üzerimize... Kendimiz dışında kalanları da hiç bir zaman beğenmemişiz.

Bunun da aslında elma meselesinden bir farkı yok, kendimizi sınıflandırmak konusunda. Halbuki hepimiz insan evladıyız, hepimiz aynı türün devamlarıyız. Ne var ki atalarımızdan bize aktarılan en kötü özellik olagelmiş kin duygusu. Bu kin o kadar büyümüş ki içimizde, halen birbirimize rahat vermiyoruz, hem de atalarımızın yaptığı hatalardan ötürü tanımadığımız insanlara karşı...

İşte Makedonya gezisi öncesi bu acıklı tabloyu daha derinden gördüm; Yüksek Jeofizik Mühendisi olan Ermeni bir adamın kullandığı taksiye bindiğimde... Arkadaşları yaşadıkları yerleri, evlerini terk etmek zorunda kalmışlar zamanla, okullarını bitirdikten sonra yada henüz bitiremeden. İşte bu adam ısrar etmiş, mühendis olmakla kalmamış üstüne yüksek lisansı da tamamlamış. Belirli süre bir yerlerde çalışmış fakat çok geçmeden etnik kökeninden kaynaklı rahatsızlıklar, baskılar onu taksinin şoför koltuğuna itmiş. Yine de vazgeçmemiş, ve ayrılmamış doğduğu büyüdüğü topraklardan, terk etmemiş evini.

Tarihte ne yaşanmışsa yaşanmış. Günümüzle bağdaştıramam. Bugünlerde yine aynı konu doruğa tırmanıyor. Alt tarafı bir futbol maçı oynanacak olsa da insanlar "Kardeşimin katilleri gelemezler memleketime" nidaları atabiliyorlar. Ne diye peki? Ne için? Atalarının yaptıklarının cezasını o çocuklar çekmek durumunda mı? Kastedilen "hoşgörü" buraya kadar mı?

Bu kin duygusundan ne zaman kurtulmayı düşünüyoruz acaba, ne zaman gerçekten barışın peşine düşmeyi planlıyoruz? Ya da ne zaman hep söylediğimiz gibi çocuklarımıza güzel yarınlar bırakmak için çabalayacağız?

Ben bu sorular arasında sıkışıp kalıyorum, sonra hayatım daralıyor, nefes alamıyorum, boğuluyorum. Güzel bir geleceğin yok olduğu her bir günü geride bıraktıkça ben biraz daha yok oluyorum...

(Hazır cevap: "Onlar yapıyorsa biz de yaparız!", "Onlar şöyle böyle yapacak da biz bağrımızı mı açacağız?!"... Unutmayın ki kıyas hiçbir zaman barışı getirmedi bu dünyaya, sadece nefreti yaydı, kan döktü...)


(Fotoğraf: fotograf.yazidunyasi.com)

20 Nisan 2009

Dergi!!!

Nisan 20, 2009
"Dergi" kelimesi hayatımda çok ciddi ve geniş alana sahiptir, açıklayayım:

  • Bir dergi aldığımda kesinlikle ve kesinlikle ilk olarak ben açıp okumalıyım.
  • Hayatımın bir döneminde ayda 6 dergi almaktaydım (Bilim ve Teknik, Level, National Geoghraphic, F1 Racing, Bütün Dünya, PC Net)
  • En uzun süreli takip ettiğim dergi 1993'ten beri takip ettiğim ve hâlâ devam ettiğim Bilim ve Teknik dergisi.
  • İlk sayısından itibaren takip ettiğim dergiler Level ve Oyungezer. Ntv Bilim'de bu kadroya dahil olabilir bilemiyorum...

  • Gereksiz bir bilgi olsa da elimdeki tüm dergilerin ağırlığı yaklaşık olarak 200 kg.
  • Bu dergilerin arasında çeşitli yazılarımın, fotoğraflarımın yayımlandığı dergiler mevcut.
  • Bu dergiler arasında editörlüğünü yaptığım bir dergi de mevcut. (Güç bela bir dergi çıkardık bir dönem zordu ama güzeldi.)
  • Yeter...
Ve'l-hasıl, hayatımda "dergi" kelimesinin yeri çok geniş. Hayattaki en büyük amaçlarımdan biriside konuları en az incir çekirdeğinin hacmini doldurabilecek tüm dergileri satın alıp tüm vaktimi onları okuyarak geçirmek. Gerçek olmayacağını bildiğim bir hayal, lakin yine de düşlemesi güzel...

Bir süre takip ettiğim dergileri bırakmak benim için çok büyük bir sıkıntı oldu her zaman. Level dergisini 11 yıl sonunda bırakıp Oyungezer'e geçmek; çok sevsem de maddi sebeplerle F1 Racing'i takip edememek; yazar kadrosunun değişmesi, toplu istifalar, derginin firmasının el değiştirmesi gibi çeşitli sebeplerle bir dergiyi bırakmak.... Bunlar gerçekten zor dönemlerdi.

Elimdeki dergilerin üzerlerindeki fiyatları ile toplam değeri 2.000 TL'yi buluyor. Tabi ne var ki, bu dergilerin arasında etiket fiyatı 10.000 TL olan (şimdiki 1 Krş) dergilerde mevcut.

Sonuç olarak Dergi hastasıyım efenim, bunu bildirmek istedim sizlere. Elimde en az 1 sayısı bulunan dergilerin listesi ile de kapatayım konuyu, buyurun:
  • Bilim ve Teknik
  • Level
  • F1 Racing
  • PC Net
  • National Geographic Türkiye
  • Chip
  • Atlas
  • PC Magazine Türkiye
  • Focus
  • Tempo
  • Ruh ve Madde
  • Herkes İçin Bilgisayar
  • Blue Jean
  • Uçan Türk
  • Astronomi Magazin
  • Gökyüzü
  • Sızıntı
  • Bütün Dünya
  • Time Magazine
  • Teval
  • The Fountain
  • Boystoys
  • Geo
  • Optimum
  • Byte
  • Para
  • Infomag
  • Genç Beyin
  • House Beautiful
  • Bilim Çocuk
  • Şirinler
  • Türkiye Çocuk
  • Penguen
  • Leman
  • L-Manyak
  • Fırt
  • Fermuar
  • Gırgır
  • Uykusuz

Ne İzliyorum?

StZiza

En Son Yazılar

randomposts